Habermetrik
← Ana Sayfa
İzmir/Bayraklı 04 Kasım 2026 05:02
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Depremler doğal, yıkımlar önlenebilir

Depremler doğal, yıkımlar önlenebilir
Görsel kaynağı: gazeteyenigun.com.tr
⏱️ 4 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Depremden sonra çok şey konuşuldu: Zemin, binalar, yapı denetimi… Bayraklı ve Bornova çevresindeki alüvyon zeminlerin sarsıntının etkisini bazı bölgelerde artırdığı biliniyor
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Depremden sonra çok şey konuşuldu: Zemin, binalar, yapı denetimi… Bayraklı ve Bornova çevresindeki alüvyon zeminlerin sarsıntının etkisini bazı bölgelerde artırdığı biliniyor. Ancak yıkımı yalnızca zemin koşullarıyla açıklamak doğru değil.

Çünkü aynı depremde her bina yıkılmadı. Öyleyse sormamız gereken soru şu: Bazı binalar neden ayakta kaldı, bazıları neden yerle bir oldu?

Yanıt ise yalnızca doğanın koşullarında değil; binaların nasıl yapıldığında, kentlerin nasıl planlandığında ve kamu sorumluluklarının ne ölçüde yerine getirildiğinde saklı.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Şubat 2025’te yayımladığı “6 Şubat Depremlerinin İkinci Yılı Değerlendirmesi” başlıklı raporunda güvenli yapılaşma, denetim, afet yönetimi ve kamusal sorumluluk konularını yeniden gündeme taşıdı. 2023 depremlerinin ardından yapılan değerlendirmeler, deprem riski taşıyan bütün kentler için aynı soruları ortaya koyuyor: Riskler önceden belirlenmiş miydi? Mevzuat uygulanmış mıydı? Kurumlar görevlerini yerine getirmeye hazır mıydı?

Bu sorular İzmir’de ve Türkiye’nin diğer deprem riski taşıyan kentlerinde kent politikalarının merkezinde olmalı.

İlk yapılması gereken, mevcut yapı stokunun güvenilir bir envanterini çıkarmaktır. Bir kent, tanımadığı riskleri azaltamaz. Eski yapılar, hasar görmüş binalar ve sonradan izinsiz müdahalelere uğramış yapılar öncelikle incelenmelidir.

Kolonları kesilmiş, taşıyıcı duvarları değiştirilmiş veya kaçak kat eklenmiş binalar bilimsel ölçütlerle değerlendirilmelidir. Ancak envanter çıkarmak tek başına yeterli değildir. Bu çalışma ayrıntılı mühendislik incelemelerine, şeffaf risk sınıflandırmasına ve güçlendirme ya da yenileme programlarına dönüşmelidir.

İkinci önemli konu, yapı denetiminin gerçekten bağımsız olmasıdır. İnşaatı yapan tarafın denetim süreci üzerinde etkili olabildiği bir sistem, çıkar çatışması yaratır. Denetimin önceliği müteahhidin ticari çıkarı değil, toplumun can güvenliği olmalıdır.

Üstelik denetim, yapı ruhsatı veya iskân belgesi alındığında sona ermemelidir. Binalar zaman içinde değişir. Taşıyıcı sisteme müdahaleler, kullanım amacı değişiklikleri ve bakımsızlık güvenliği etkileyebilir. Yapı güvenliği, binanın bütün yaşamı boyunca gözetilmelidir.

Üçüncü konu, yasal kayıt ile yapısal güvenliğin birbirine karıştırılmamasıdır. Bir binanın kayıt altına alınmış veya idari bir belgeye sahip olması, depremde güvenli olduğu anlamına gelmez. İmar affı kapsamına alınan yapılar da teknik incelemeden muaf tutulmamalıdır. Hiçbir belge, mühendislik denetiminin yerini tutamaz.

Ancak güvenli kent, yalnızca sağlam binalardan oluşmaz. Parklar, meydanlar ve afet sonrası toplanma alanları korunmalıdır. Afet planları hangi kurumun hangi görevi üstleneceğini, kurumların nasıl koordinasyon sağlayacağını ve yurttaşlara nasıl güvenilir bilgi ulaştırılacağını açıkça belirlemelidir. Tatbikatlar, afet yaşandıktan sonra değil, öncesinde yapılmalıdır.

Kentsel dönüşümün amacı da yalnızca eski binaları yenileriyle değiştirmek olmamalıdır. İnsanlar ekonomik nedenlerle yaşadıkları mahallelerden uzaklaştırılıyor, temel hizmetlere erişimleri zorlaşıyor ve barınma hakları zedeleniyorsa ortaya çıkan kent daha güvenli sayılamaz.

Dayanıklı bir kent; barınma hakkını, toplu taşımaya erişimi, yeşil alanları ve mahalle kültürünü korumalıdır. Yaşlıların, çocukların ve engelli yurttaşların bağımsız ve güvenli yaşayabileceği bir çevre oluşturmalıdır. Güvenlik, yalnızca yeni konut satın alabilecek insanların ayrıcalığı olmamalıdır.

İzmir Kent Konseyi Afetler ve Kentsel Dönüşüm Çalışma Gruplarının ortaklaşa düzenlediği panelde de İzmir’in deprem riskleri, yapı güvenliği ve kentsel dönüşüm farklı boyutlarıyla ele alındı. Jeoloji ve inşaat mühendislerinin bilimsel değerlendirmelerinin yanı sıra Bayraklı’da depremi yaşayan yurttaşların deneyimleri, yeniden inşa sürecinde karşılaşılan sorunlar, yaşlı ve engelli yurttaşların erişilebilirlik talepleri gündeme geldi.

Panelde öne çıkan ortak görüş açıktı: Afetlere karşı güvenli kentler oluşturmak, yalnızca sağlam binalar yapmakla mümkün değil. Bilimsel planlama, yapı güvenliği, toplumsal hazırlık, barınma hakkı ve erişilebilirlik birlikte düşünülmeli.

Kentleri yalnızca depreme dayanıklı değil, herkes için güvenli ve yaşanabilir hâle getirmeliyiz.

Bunlar ilk kez söylenmiyor. TMMOB yıllardır söylüyor. Mühendisler, mimarlar, şehir plancıları ve bilim insanları uyarıyor. Bir kentin deprem güvenliği, sarsıntı başladığında değil; imar planı hazırlanırken, ruhsat verilirken, inşaat denetlenirken ve kamu kaynakları kullanılırken belirlenir. Kararları yönetenler verir. Sonuçlarını ise o kentte yaşayan insanlar taşır.

O hâlde sorumluluğun adresini açıkça belirtelim:

Ülkeyi yönetenler, ilgili bakanlıklar, belediye başkanları ve imar, ruhsat, yapılaşma ve denetim konularında karar veren kamu yöneticileri!

İmar planlarını hazırlıyor, yapılaşma koşullarını belirliyor, ruhsatları veriyor ve denetim sistemini kuruyorsunuz. Bu kararları alanların, uygulamaları denetleyenlerin ve kamu kaynaklarını yönetenlerin yurttaşa hesap verme sorumluluğu var.

Bu sorumluluk yalnızca görev tanımlarında kalamaz; alınan kararların sonuçları karşısında da yerine getirilmelidir.

Biz yurttaşlar güvenli evlerde yaşamak, çocuklarımızı güvenle okula göndermek ve afet anında zamanında yardım almak istiyoruz. Bunlar bir lütuf değil, en temel yaşam hakkımız.

Depremi önleyemeyebiliriz ama ihmalleri önleyebiliriz. Bilimin uyarılarını dinleyebilir, güvenli yapılar inşa edebilir, kentleri insan hayatını merkeze alarak planlayabiliriz. Bunun için gerekli bilgi ve uzmanlık var. Eksik olan, bunları hayata geçirecek irade ve sorumluluk.

Kararları siz veriyorsunuz, sonuçlarını biz yaşıyoruz.

Tıbbın çok eski ve önemli bir ilkesi vardır: Primum non nocere. Yani: Önce zarar verme.

Kentleri yönetirken, imar planı yaparken, bina ruhsatı verirken, denetim sistemini kurarken bu ilkeyi unutmayın. Çünkü insan hayatı hiçbir hesabın, hiçbir rantın, hiçbir siyasi tercihin gerisinde kalamaz.

Önce zarar vermeyin!

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazeteyenigun.com.tr
Haber metni ve görseller gazeteyenigun.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava · Bölge: İzmir/Bayraklı
Yayın: 04 Kasım 2026 05:02 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr
Konular: Deprem
Kaynağı Oku ↗