Gençlere bir mekân vermek yetmez, söz de vermeliyiz
- Www.kocaelidenge.com yazarı Nurgül Tunçcu'nun kaleminden
- Bir gencin hayatını değiştiren şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü
Bir gencin hayatını değiştiren şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü?
İyi bir okul mu? Güzel bir kütüphane mi? Donanımlı bir gençlik merkezi mi? Yoksa kendisine inanan, düşüncelerini önemseyen ve söyleyeceklerini gerçekten dinleyen bir insan mı?
Ben bu sorunun cevabının yalnızca binalarda, imkânlarda ya da eğitim programlarında saklı olduğuna inanmıyorum.
Çünkü bir insanın kendisini keşfetmesi için önce varlığının fark edilmesi gerekiyor.
Kocaeli'de son günlerde kültür ve sanat adına sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Başiskele'detiyatrolar, söyleşiler ve kültürel buluşmalar düzenleniyor. Gençleri kültür ve düşünce dünyasıyla buluşturmayı amaçlayan yeni okuma programları hayata geçiriliyor.
Başiskele ve Gölcük'te çocukların sanatla, bilimle ve keşifle tanışabileceği yeni merkezler hazırlanıyor.
Bunların her biri kıymetli.
Fakat bütün bu gelişmelerin arasında zihnimi meşgul eden başka bir soru var:
Biz gençlere gerçekten kendilerini anlatabilecekleri kadar alan açıyor muyuz?
Bir gencin eline kitap vermekle ona okumayı sevdirmek aynı şey değil.
Bir tiyatro salonunun kapısını açmakla o gencin sanatla bağ kurmasını sağlamak da öyle.
Kültür, yalnızca izlenen bir gösteri, okunan bir kitap veya katılım sağlanan bir etkinlik değildir. Kültür; insanın dünyaya bakışını değiştiren, düşüncesini besleyen, kendi sesini bulmasına yardımcı olan uzun bir yolculuktur.
Bu yüzden gençlerin yalnızca dinleyici olduğu programların ötesine geçmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Onlara sorular sormalıyız.
Üstelik cevabını önceden belirlediğimiz sorular değil.
“Neyi merak ediyorsun?”
“Ne üretmek istiyorsun?”
“Bu şehirde kendini nerede ait hissediyorsun?”
“Kimsenin sana sormadığı ama anlatmak istediğin ne var?”
Ve belki de en önemlisi:
“Bizim sana öğreteceklerimizin dışında, senin bize öğretebileceğin ne var?”
Çünkü gençliği geleceğimiz olarak tanımlarken onları bugünün dışında bırakmak gibi bir alışkanlığımız var.
Sürekli yarının mimarları olduklarını söylüyoruz. Oysa onlar bugünün de insanları. Bugünün fikirleri, itirazları, hayalleri ve ihtiyaçları var.
Bir gencin fikrini ciddiye almak için büyümesini beklememeliyiz.
Yazarlıkla uğraşan biri olarak kelimelerin insan hayatında ne kadar güçlü bir yere sahip olduğunu biliyorum. Bir cümle, insanın yıllardır düşünmediği bir kapıyı aralayabiliyor. Bir kitap, hiç tanımadığımız birinin hayatına dokunabiliyor.
Bir sohbet, insanın kendisiyle ilgili bildiğini sandığı şeyleri yeniden sorgulamasına neden olabiliyor.
İşte bu yüzden kitap kulüplerini, yazarlık atölyelerini, küçük düşünce buluşmalarını çok önemsiyorum.
Bir masanın etrafında toplanan on gencin, aynı kitabı okuyup birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşması ne güzel bir zenginliktir.
Birinin cesaret dediği yerde diğerinin korkuyu görmesi…
Birinin umut bulduğu satırda diğerinin bambaşka bir soru sorması…
Ve bütün bunların kimseyi susturmadan konuşulabilmesi.
Bence gerçek kültürel gelişim tam da burada başlıyor.
Farklı düşüncelerin birbirine tahammül ettiği yerde.
Bir insanın kendisini anlatırken yargılanmayacağını bildiği yerde.
Merakın ayıp, soru sormanın saygısızlık sayılmadığı yerde.
Kocaeli, sanayisiyle, üretimiyle, çalışkan insanlarıyla anılan bir şehir. Elbette bu kimliğimizle gurur duymalıyız. Ancak bir şehrin gelişmişliğini yalnızca fabrikalarının büyüklüğüyle, yollarının uzunluğuyla veya yükselen yapılarıyla ölçemeyiz.
O şehirde kaç gencin bir şiir yazmaya cesaret ettiği de önemlidir.
Kaç çocuğun ilk kez bir tiyatro sahnesi gördüğü…
Kaç öğrencinin bir kütüphanede kendisini ait hissettiği…
Kaç gencin düşüncesi nedeniyle küçümsenmeden konuşabildiği…
Bir şehrin kültürel zenginliği biraz da bunlarla ölçülmeli.
Üstelik kültür dediğimiz şey yalnızca geçmişi öğrenmekten ibaret değil. Geçmişten aldığımız birikimi bugünün diliyle yeniden yorumlayabilmek de kültürün bir parçası.
Anadolu'nun hikâyelerini, eski geleneklerini, müziğini, edebiyatını ve el sanatlarını gençlerle buluştururken onlardan yalnızca dinlemelerini beklememeliyiz.
Bırakalım yeniden anlatsınlar.
Bir türkünün hikâyesinden kısa film çıkarsınlar.
Bir efsaneden resim üretsinler.
Bir kitaptan kendi hayatlarına dair bir cümle kursunlar.
Bir atölyede elleriyle bir şey yaparken o nesnenin ardındaki kültürü de öğrensinler.
Bilgi, insanın hayatına değdiğinde kalıcı olur.
Bugün Kocaeli'de açılan her kültür merkezi, kurulan her kütüphane ve hazırlanan her atölye, bu açıdan yeni bir imkân demek.
Ama asıl başarı, o mekânların ne kadar kalabalık olduğu değil; içeri giren insanların oradan nasıl ayrıldığı olmalı.
Bir genç, katıldığı etkinlikten sonra kendisine yeni bir soru soruyorsa…
Daha önce fark etmediği bir yeteneğini keşfediyorsa…
Bir başka insanın düşüncesini anlamaya çalışıyorsa…
Ve en önemlisi, kendi sesinin değerli olduğunu hissediyorsa…
İşte o zaman gerçekten güzel bir iş yapılmış demektir.
Ben gençler için daha fazla bina yapılmasına karşı değilim. Aksine, kültür ve sanat için ayrılan her alanı çok değerli buluyorum.
Yalnızca o binaların içinde nasıl bir hayat kurduğumuzu da konuşmamız gerektiğine inanıyorum.
Çünkü duvarları yükseltmek mümkün.
Asıl mesele, o duvarların arasında düşüncelerin özgürce büyüyebilmesi.
Bir şehrin gençlerine bırakabileceği en güzel miras, yalnızca kullanabilecekleri mekânlar değil; kendileri olabilecekleri bir kültür ortamıdır.
Ve belki de artık gençlere sürekli ne olmaları gerektiğini anlatmak yerine, biraz da onların kim olmak istediklerini dinlemeliyiz.
Çünkü gençlere bir mekân vermek önemlidir. Ama o mekânda söz hakkı vermek, geleceğe duyduğumuz güvenin en gerçek göstergesidir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim · Bölge: Kocaeli
Yayın: 06 Kasım 2026 07:07 · Kaynak: kocaelidenge.com