Bir İnsan öldüğünde İktidarın Elinden Kurtulur Mu?
- Katolik Kilisesi’nin 111
- Papası Formosus, Kilise’ye beş yıllık hizmetinin ardından görevi başında öldü ve Aziz Petrus Bazilikası’na gömüldü
Katolik Kilisesi’nin 111. Papası Formosus, Kilise’ye beş yıllık hizmetinin ardından görevi başında öldü ve Aziz Petrus Bazilikası’na gömüldü. Halefi Papa VII. Stephanus, Formosus’u ölümünden yedi ay sonra mezarından çıkarıp yargılamaya karar verdi.
Bu haftanın “tekinsiz” yazısı, tarihe “Kadavra Sinodu” olarak geçen bu grotesk gösteri ve öldükten sonra da rahat bırakılmayan diğerleri hakkında...Ocak 897...Roma’daki St. John Lateran Kilisesi’nde kurulan mahkemede sanık sandalyesinde yedi ay önce ölmüş bir papanın çürümüş cesedi oturuyor.
Tarihe “Kadavra Sinodu” (Latince resmi adıyla “Synod Horrenda”) olarak geçen bu ürpertici olayı anlatarak başlayayım. PAPALIĞIN “DEMİR ÇAĞI”Yazımızın odağındaki Papa Formosus, (Formosus Latince “yakışıklı” anlamına geliyor) 891-896 yıllarında hüküm sürmüş, yetenekli, zeki ve dindar bir papa olarak tanınıyor.
Ancak bazı siyasi kararları nedeniyle Roma’daki bazı güçlü ailelerin nefretini kazanmayı da başarmış. Formosus, 4 Nisan 896'da ölüyor ve Aziz Petrus Bazilikası'na gömülüyor. Formosus'un ölümünün ardından tahta geçen Papa VII.
Stephanus’un ona karşı derin bir nefreti var. Dönemin siyasi gruplarının baskısı altında olduğu biliniyor. VII. Stephanus, çılgınca bir kararla Formosus'un cesedinin mezardan çıkarılarak yargılanmasını emrediyor. Ancak konu ile ilgili çalışan akademisyenler bu acayip olayın bir kişinin delirmesiyle açıklanamayacağını düşünüyorlar.
Yaşananları anlayabilmek için 9. yüzyılın ikinci yarısından 10. yüzyılın ortalarına kadar olan yaklaşık yüz yıllık dönemde papalık makamının nasıl bir siyasi ve ahlaki çöküş içinde olduğunu da anlamak gerekiyor. Tarihçilerin “Papalığın Demir Çağı” olarak adlandırdıkları dönem ruhban makamlarının rüşvetle satılması (simoni), akraba kayırmacılığı (nepotizm), şiddet ve Roma’daki güçlü ve feodal ailelerin Kilise üzerindeki mutlak hakimiyeti ile simgeleniyor.
Bu dönemde Aziz Petrus'un Makamı, Roma aristokrasisinin askeri ve siyasi nüfuz mücadelelerinde bir ganimete dönüşmüş durumda. Aileler kendi adaylarını seçtirebilmek veya rakip kliklerin adaylarını saf dışı bırakabilmek için rüşvet, gasp ve suikast dahil her türlü yola başvurmuşlar.
Dönemin kanlı bir bilançosu var. İlk sorun papanın çok sık değişmesi. 872–965 yıllarında toplam 24 papa görev yapmış. Bu papaların yedisi cinayete kurban gitmiş ya da ölümleri şüpheli bulunmuş. Örneğin Papa VIII. Johannes zehirlenmiş, zehir yavaş etki edince kafatası çekiç darbeleriyle kırılarak öldürülmüş.
Kendisi tarihte suikasta kurban giden ilk papa. Diğerlerini detaylandırmayayım ama aralarında görevden uzaklaştırıldıktan sonra zindanda boğulanlar, yüzüne yastık bastırılanlar, uzuvları kesilen ve sonrasında enfeksiyondan ölenler var.
Kısacası “Kadavra Sinodu” papalık tarihinin en karanlık ve istikrarsız döneminde gerçekleşiyor. MAHKEMEDE BİR CESETYedi aydır lahitinde sessizce yatan Papa Formosus’un ölü bedeni mezarından çıkarılıp üzerine görkemli papalık cübbeleri giydirilerek St.
John Lateran Kilisesi'nde düzenlenen mahkeme salonuna getiriliyor ve bir tahta oturtuluyor. Savunma hakkı da ihmal edilmemiş, hemen arkasında onun adına konuşmakla görevlendirilmiş ancak korkudan titreyen genç bir diyakoz var.
Mahkemeye bizzat Papa VII. Stephanus başkanlık ediyor. Duruşma boyunca çürüyen cesede bağırıyor, hakaretler yağdırıyor ve onunla alay ediyor. Bir de yargıç heyeti var, baskı ve korku altında toplanmış Roma ruhban sınıfı.
Papa Formosus’a karşı üç temel suçlama var: Yalan yere yemin etmek, hırsla papalık makamını arzulayıp ele geçirmeye çalışmak, Kilise kanunlarını ihlal ederek papa seçilmek. İnsanlık hallerinin her daim aynı olduğunu görmek umut kırıcı...Ruhban sınıfının korku içinde sessizce titreyerek izlediği ve savunma diyakozunun cılız sesinin bastırıldığı, kararın zaten verilmiş olduğu mahkemede, Papa Formosus suçlu bulunuyor.
Mahkeme cezayı kesiyor, Formosus’un papalık döneminde verdiği tüm dini atamalar, kararlar ve takdisler geçersiz kılınıyor. Bu kadarla da bitmiyor, Formosus’un halkı ve cemaati kutsamak için kullandığı üç parmağı baltayla kesiliyor.
Cesedin üzerindeki papalık giysileri çıkarılıyor, üzerine sıradan (ve avam) bir giysi giydirilerek sıradan bir mezara gömülüyor. Akıl hastası olduğundan artık şüphe duyamayacağımız Papa VII. Stephanus bir türlü tatmin olmuyor.
Ceset bir süre sonra tekrar mezarından çıkarılıyor ve Tiber Nehri’ne atılıyor. Neyse ki bir keşiş, cesedi nehirden çıkarıyor ve saklıyor. HALKIN TEPKİSİNİ GÖZARDI EDENİN SONU GELİRKadavra Sinodu’nun halkta öfke ve nefret dolu karşılığı elbette Papa VII.
Stephanus’un sonunu hazırlıyor. Duruşmadan sadece birkaç ay sonra ‘Deli Papa’ görevden alınıyor. Bu kez onun papalık giysileri çıkarılıp sıradan bir keşiş gibi giydiriliyor, hapsediliyor ve zindanda boğularak öldürülüyor.
Sonraki papalar da Formosus ile ne yapacaklarına bir türlü karar veremiyorlar. Neyse ki bir keşiş tarafından kurtarılıp saklanan ceset, bir sonraki papanın sinodu iptal etmesiyle Aziz Petrus Bazilikası’na yeniden defnediliyor.
Artık ortada bir karar da var: Ölmüş papaların yargılanması yasaklanıyor. Fakat III. Sergius “iptalleri iptal ediyor” ve Papa VII. Stephanus’un lahitine onu öven bir mezar taşı koyduruyor. Formosus’un çilesi bitmek bilmiyor.
III. Sergius'un düzenlediği sinod, Katolik Kilisesi'nin Kadavra Sinodu hakkındaki son resmi kararı. Bugünse hem Katolik Kilisesi bünyesindeki hem de bağımsız hukukçuların birleştiği düşünce; Kadavra Sinodu'nun tamamen yasa dışı bir barbarlık ve papalık tarihinin en dip noktası olduğu yönünde.
Papa Formosus bugün tarih önünde aklandı. Buna rağmen, yaşadığı trajik olaylar nedeniyle tarihte bir daha hiçbir papa Formosus adını almamış. (1464'te Kardinal Pietro Barbo bu ismi almak istemiş ancak ikna edilerek II. Paulus adını seçmiş).YÜZÜK VE KİTAPViktorya dönemi İngiliz şairi Robert Browning’in 1868-1869 tarihli “The Ring and The Book” (Yüzük ve Kitap) adlı toplam 12 kitap ve 21.116 dizeden oluşan epik şiirinin 134 dizesi Kadavra Sinodu’na ayrılmış.
Eser büyük olasılıkla sinodun edebi bir yazında yer aldığı tek anlatı. Browning'in bu bölümü yazarken babası Robert Browning Sr.'ın Paris kütüphanelerinde topladığı 40 çalışma defterindeki notlardan faydalandığı biliniyor.
Bu defterlerde yer alan ilgi çekici anlatılar listesinin ilk sırasında doğrudan “Papa Formosus'un ölü bedeninin olağanüstü yargılanması” başlığı yer alıyor. Şair, bu dizelerde şaşırtıcı bir tarihsel doğrulukla davanın tüm süreçlerini özetliyor.
Browning, tarihin bu en ürkütücü davasını şiirinde şu iki dizeyle ölümsüzleştirmiş:“Read-How there was a ghastly Trial once, Of a dead man by a live man, and both, Popes”. (Okuyun, Bir zamanlar bir ölünün, yaşayan bir adam tarafından yargılandığı korkunç davayı, Üstelik ikisi de papaydı)Belli ki bu grotesk olayda sadece ceset yargılanmıyor. Papalık makamının meşruiyeti, ölümden sonra da devam eden bir tür iktidar mücadelesinin konusu haline geliyor.
SİYASİ GÖSTERİLER VE KOLEKTİF MAĞDURİYETLERŞimdiye kadar ölü bedenlerin cezalandırılması ve iktidarın elinde tutulması (meraklı okur “Cromwell’in Başına Ne Oldu?” yazısına gidebilir) ile ilgili konuştuk. Cesetlerin bir fonksiyonu daha var, o da geçmişteki ölümün bugünün şiddetine gerekçe yapmak üzere dolaşıma sokulması.
Ölüler, yaşayanların siyasal anlatısında yeniden konuşturuluyor. Lazar Hrebeljanović (yaklaşık 1329–1389), Orta Çağ Sırp prenslerinden biri. Osmanlıların Balkanlar’daki ilerleyişinin hızlandığı bir dönemde, 28 Haziran 1389’da gerçekleşen Kosova Savaşı’nda Sırp kuvvetlerine önderlik ediyor.
I. Murad savaş sırasında ölüyor, Lazar ise esir alındıktan sonra idam ediliyor. Lazar Hrebeljanović zamanla yalnızca bir hükümdar değil, Hristiyan inancı uğruna kendini feda eden kutsal bir şehit olarak anılmaya başlıyor.
Sırp Ortodoks Kilisesi tarafından da aziz ilan ediliyor. Lazar’ın kalıntıları, ölümünden sonra farklı dönemlerde çeşitli manastırlara taşınıyor. 1988’den 1989’a uzanan süreçte, Kosova Savaşı’nın 600. yıl dönümü yaklaşırken, kalıntıları yeniden büyük bir tören dizisinin merkezine yerleştiriliyor.
Sırp Ortodoks Kilisesi, Lazar’ın kalıntılarını Belgrad’dan başlayarak Sırbistan, Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Kosova’daki manastır ve yerleşimlere götürerek, farklı bölgelerdeki Sırp topluluklarını ortak bir tarihsel ve dinsel hafıza etrafında birleştirmeyi amaçlıyordu. Bu süreç, Slobodan Milošević’in 28 Haziran 1989’da Kosova Gazimestan’da yaptığı konuşmayla aynı tarihsel atmosferin parçasıydı.
Bazı milliyetçi söylemlerde geçmişteki yenilgi, bugünkü siyasal mücadeleye ve toprak iddialarına dayanak yapıldı. Komünist rejimin meşruiyetini ve ekonomik kontrolünü kaybetmesiyle beliren kriz ortamında; İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma toplu mezarlardaki ölü bedenler, etnik grupları kışkırtmak ve yeni rejimlerin meşruiyetini sağlamak üzere araçsallaştırılmıştı.
Prens Lazar'ın kemiklerinin dolaştırılması sırasında onun ölümü ve fedakarlığı yeniden anlatılıyor; böylece ölü prens, yaşayanların dünyasında yeniden bir rol üstleniyor. Orta Çağ anlayışında hukuk, ruh veya zihinden ziyade doğrudan somut fiziksel beden (caro) üzerine odaklanıp, toplumsal ve dini birlik ideali (corpus mysticum) parçalandığında; siyasi güç iddiaları ölü bedenin fiziksel tahribatı (parmak kesme, nehre atma) üzerinden hesaplanırken, modern Yugoslavya örneğinde kilometrelerce uzayan tabut sıraları ve kemik torbaları, soyut siyasi söylemlerden çok daha sarsıcı ve somut bir toplumsal mobilizasyon aracı haline geliyor.
Devamı gelecek...İyi Pazarlar! Donald E. Wilkes Jr. The Cadaver Synod: Strangest Trial in History, Flagpole Magazine, 2002.Achille Mbembe, Necropolitics, Public Culture, Vol: 15(1) 2003.Bojan Aleksov, Marian Apparitions and the Yugoslav Crisis, Southeast European Politics, 2004.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 01 Kasım 2026 04:10 · Kaynak: gazetepencere.com