Hortum ve sağanak vurdu: İhmaller can aldı
- Yurdun birçok bölgesinde etkili olan sağanak, fırtına ve hortum yine bilindik manzaralara yol açtı
- Antalya'nın Kepez ilçesinde bir inşaat alanında oluşan hortum, işçilerin kaldığı iki konteyneri parçaladı
Yurdun birçok bölgesinde etkili olan sağanak, fırtına ve hortum yine bilindik manzaralara yol açtı. Antalya'nın Kepez ilçesinde bir inşaat alanında oluşan hortum, işçilerin kaldığı iki konteyneri parçaladı. Savrulan işçilerden 4'ü yaşamını yitirirken 1 işçi yaralandı.
Aynı şantiyede bir vinç de devrildi. Olay, işçilerin barınma koşullarını ve şantiyelerde iş güvenliği önlemlerinin yeterliliğini gündeme getirdi. Megakentte özellikle Anadolu Yakasında etkili olan sağanak nedeniyle yolları, alt geçitleri ve iş yerlerini su bastı, araçlar yollarda mahsur kaldı.
Birgün'den Sibel Bahçetepe'nin haberine göre; bilim insanları, yaşananların yalnızca yağışla açıklanamayacağını belirterek kentlerin bilimsel veriler ışığında planlanması gerektiğini vurguladı ve ekledi: "Doğa bize ayak uydurmayacak, bizim doğaya ayak uydurmamız lazım."
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün sarı kodlu yağış uyarısında bulunduğu Antalya'nın Kepez ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki bir inşaat alanında hortum oluştu. İşçilerin kaldığı iki konteyneri parçalayan hortum, içerideki 5 işçiyi metrelerce uzağa savurdu.
İşçilerden 2’sinin olay yerinde, 2’sinin ise kaldırıldıkları hastanede yaşamını yitirdiği belirlendi. Yaralanan işçinin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Hortum nedeniyle aynı şantiyedeki bir vinç de devrildi. Dokuz aracın hasar gördüğü olayda konteyner parçaları yüzlerce metre uzağa savruldu.
Bazı parçaların Fevzi Çakmak Anaokulu'nun çatısına kadar ulaştığı, okulun çatısında hasar oluştuğu bildirildi. Yaşamını yitiren işçilerin Aycan Kılınç ile Suriye uyruklu Muhammed El Omar, İsa Elnevvah ve Muhammed El Zeyn olduğu belirtildi.
Ölen işçilerin Adli Tıp Kurumu'ndaki otopsi işlemleri tamamlandı. Aycan Kılınç'ın Niğde'de, Muhammed El Omar, İsa Elnevvah ve Muhammed El Zeyn'in ise Suriye'nin Dakka şehrinde toprağa verileceği öğrenildi.
İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle özellikle Pendik, Kartal, Tuzla ve Şile'de cadde ve sokakları su bastı. Kaynarca Mahallesi'ndeki bir alt geçidin suyla dolması üzerine içeride mahsur kalan bir otomobilin sürücüsü ve yanındaki çocuk ekiplerce kurtarıldı.
Yağış nedeniyle ilçedeki birçok caddede sürücüler ilerlemekte güçlük çekti. Kemiklidere’nin debisi yükselirken Kaynarca’daki İstanbul Tersane Komutanlığı girişinde de su birikintileri oluştu. Sabiha Gökçen Havalimanı'ndaki kargo terminalinde bulunan tünelin bir bölümü yağmur suyuyla doldu.
Bazı araçlar tünelde mahsur kalırken sürücüler ve yolcular beklemek zorunda kaldı. Tuzla Aydınlı Mahallesi'nde de yollar su altında kaldı. Çamlıbelde Yolu Caddesi’nde biriken suda ilerlemeye çalışan iki servis minibüsü ve iki otomobil yolda kaldı.
Trafiğe kapanan caddede, iki servis minibüsündeki toplam 41 personel şoförler tarafından tahliye edildi.
Sağanağın etkili olduğu Şile'de evleri ve sokakları su bastı. Ahmetli köyünde üç yaşlı kardeşin yaşadığı tek katlı ev su altında kaldı. Kardeşler evlerinde mahsur kalırken kardeşlerden birinin yatalak olduğu öğrenildi. İlçede su seviyesinin yükseldiği bir noktada, aracı neredeyse tavanına kadar suya gömülen bir kişi kurtulmak için otomobilin üzerine çıktı.
Şiddetli yağış nedeniyle Yeniköy Deresi taştı. Cadde sular altında kalırken bir binanın bahçe duvarı devrildi. İBB Afet Koordinasyon Merkezi verilerine göre en yüksek yağış, metrekareye 83,9 kilogramla Şile’nin Darlık Mahallesi’nde ölçüldü.
Kartal Aydos Dağı, Beykoz Anadolu Feneri ve Kilyos da yoğun yağış alan bölgeler arasında yer aldı. Yağış, trafik yoğunluğunu da artırdı.
Sağanak Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Kocaeli, İzmir, Muğla ve Bursa’da da etkili oldu. Bursa’nın Karacabey ilçesinde bir derenin taşması üzerine ekipler çalışma başlattı. Muğla’nın Bodrum ilçesinde su giderlerinin tıkanması nedeniyle Koyunbaba-Gümüşlük yolu trafiğe kapandı.
Datça’nın Palamutbükü bölgesinde ise yağışın ardından denizin rengi kahverengiye döndü. Kocaeli'de olumsuz hava koşulları nedeniyle motosiklet ve skuter sürücülerinin trafiğe çıkması geçici olarak yasaklandı. Edirne’de sabaha karşı başlayan sağanak nedeniyle bazı cadde ve sokaklarda su birikintileri oluştu.
Hava sıcaklığının 9 derece ölçüldüğü kentte yağışın hafta sonuna kadar aralıklarla sürmesi bekleniyor.
İŞ GÜVENLİĞİ ÖNLEMLERİ YETERLİ MİYDİ?
İşçilerin ölümüne ilişkin Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında müteahhitler M.Ç. ve Ş.Ç. ile iş güvenliği uzmanı İ.A. ve şantiye şefi D.K. gözaltına alındı. İşçilerin hortum sırasında konteynerde Galatasaray-Fenerbahçe derbisini izlediği öğrenildi.
Olayın ardından inşaat işçilerinin barınma koşullarını ve şantiyelerdeki iş güvenliği uygulamalarını yeniden gündeme getirdi. Yanıt bekleyen sorulardan bazıları şöyle;
İşçilerin kaldığı konteynerler hangi standartlara göre kuruldu? Zemine sabitlenmiş miydi?
Konteynerler şiddetli rüzgâr ve hortum riskine karşı dayanıklı olacak şekilde tasarlanmış mıydı?
Şantiyede meteorolojik uyarılar doğrultusunda hazırlanmış bir acil durum planı var mıydı?
İşçilere olumsuz hava koşullarında alınması gereken önlemler konusunda bilgilendirme yapıldı mı?
Hortum öncesinde işçilerin güvenli bir alana tahliyesi için herhangi bir önlem alındı mı?
Şantiyedeki iş güvenliği denetimleri ne zaman yapıldı? Eksiklik tespit edilmiş miydi?
İnşaat alanındaki konteynerlerin yerleşimi ve işçilerin barınma koşulları ilgili mevzuata uygun muydu?
NE KADAR BETONLAŞTIĞIMIZI SORGULAMALIYIZ
TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası İstanbul İl Başkanı Ahmet Köse, hortum, fırtına ve sağanağın iklim değişikliğiyle birlikte daha sık ve şiddetli yaşandığını belirterek, kentlerdeki yıkıcı sonuçların yalnızca yağış miktarıyla açıklanamayacağını söyledi. Türkiye'de yılda ortalama 17 hortum meydana geldiğini anımsatan Köse, hortumların özellikle Antalya ile İskenderun Körfezi arasında, ağırlıklı olarak da Antalya-Anamur hattında görüldüğünü anlattı.
Geçmişte de Türkiye'nin farklı bölgelerinde hortumların can ve mal kayıplarına yol açtığını anımsatan Köse, Üsküdar Meydanı'nda 1900’lü yıllarda yaşanan bir hortumda 4 kişinin yaşamını yitirdiğini, İzmir Çeşme'de ise can kayıplarının yanı sıra hayvanların da öldüğünü anlattı. Köse, cep telefonu kullanımının yaygınlaşmasının bu olayların daha sık yaşandığı izlenimini yaratabildiğini, ancak fırtınaların sıklığı ve şiddetinde yüzde 27 artış bulunduğunu kaydetti.
İklim değişikliğinin meteorolojik olayların sıklığını, şiddetini ve etkisini değiştirdiğini vurgulayan Köse, kentlerin değişen koşullara uygun biçimde planlanması gerektiğini söyledi. "İklim değişikliği diyelim, iklim krizi değil.
Krizi biz yaratıyoruz" diyen Köse, sel ve taşkınların sorumluluğunun yalnızca yağışa yüklenemeyeceğine dikkat çekti. İstanbul'daki betonlaşmaya dikkat çeken Köse, kentin son 10 yılda yüzde 64, 1984’ten bu yana ise yüzde 250 betonlaştığını belirtti.
Dere yataklarına ve koruma bantlarına yönelik müdahalelerin taşkın riskini artırdığını ifade eden Köse, derelerin betonla kaplanmasının ve yağmur suyunun kentten hızla uzaklaştırılmasının sorunu büyüttüğünü söyledi. Aynı miktarda yağışın her bölgede aynı sonucu doğurmadığını belirten Köse, yapılaşmanın ve yağıştan etkilenebilecek insan sayısının belirleyici olduğunu vurguladı.
"Ayazağa’da dereleri, caddeleri su basarken daha fazla yağış Şile'ye düştü, orası o kadar etkilenmedi. Neden? Çünkü orada etkilenebilir nüfus ve bina sayısı azdı" diyen Köse, kentlerin değişen yağış koşullarına göre hazırlanmadığını dile getirdi.
Geçmişte altyapıların 100 yıllık ortalama yağış değerleri esas alınarak planlandığını hatırlatan Köse, yağışın süresi, şiddeti ve sıklığı değiştiği için altyapının da bu koşullara göre yenilenmesi gerektiğini söyledi. Yeşil alanların artırılması, dere yataklarının korunması ve yağmur suyunun kent içinde tutulmasının önemine dikkat çeken Köse, binaların çatılarından gelen yağmur suyunun doğrudan caddelere verilmek yerine depolanabileceğini belirtti.
Sarnıç sistemleriyle biriktirilen suyun bahçe sulamasında ve farklı alanlarda kullanılabileceğini ifade eden Köse, böylece hem cadde sellerinin önlenebileceğini hem de yağmur suyunun değerlendirilebileceğini kaydetti. Yeni yapılan bin metrekarenin üzerindeki yapılarda su depolama, yani sarnıç sisteminin zorunlu hale geldiğini belirten Köse, uygulamanın denetlenmesi gerektiğini söyledi.
Derelerin doğal yapısının korunmasının önemine işaret eden Köse, "Dereler S şeklinde akar. Ama biz sürekli derelere müdahale ettiğimiz için düz akıtıyoruz. Düz akınca debisi artıyor. Yeni yapılan köprüler de derelerin en dar yerine yapılıyor ve yukarıdan gelen ani yağışlar bu köprüleri götürüyor.
Yağışı afete dönüştüren insanlar” dedi. İstanbul'daki dere yataklarının tahribatına ilişkin 2019’da yapılan bir çalışmaya da değinen Köse, 168 derenin yüzde 64’ünün tamamen ya da kısmen tahrip edildiğini aktardı. Dere yataklarının engellendiğini, ortadan kaldırıldığını ya da yapılaşmaya açıldığını belirten Köse, suyun doğal akış yolunun kapatılmasının taşkınlara neden olduğunu söyledi.
"Dereboyu Caddesi’nde olduğu gibi altından dere akıyor ama üstünde bina var ya da yol. Sonra su yolunu bulamadığı zaman kendine başka yol buluyor" dedi. Meteoroloji Mühendisleri Odası'nın konuya ilişkin çalışmalar yürüttüğünü, uyarılarda bulunduğunu ve valilik ile ilgili kurumları bilgilendirdiğini söyleyen Köse, buna karşın gerekli önlemlerin alınmadığını ifade etti.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü ölçümlerinden örnekler veren Köse, İstanbul'da geçmiş yıllarda da yüksek miktarda yağış kaydedildiğini belirtti. Kumköy'de 2009’da 179,4 kilogram, Şile’de 1985’te 199,3 kilogram yağış ölçüldüğünü 14 Ekim'de ise Beykoz'da 188 kilogram yağış düştüğünü söyledi.
Geçmişte de benzer yağışların yaşandığını ancak günümüzde bunların daha sık ve şiddetli hale geldiğini belirten Köse, bunun başlıca nedenlerinden birinin küresel ısınma olduğunu vurguladı. Hava sıcaklığındaki artışın atmosferin nem tutma kapasitesini yükselttiğini anlatan Köse, sıcaklıktaki her 1 derecelik artışın bu kapasiteyi yaklaşık yüzde 7 artırdığını söyledi.
Yağışın daha kısa sürede ve daha yoğun düşmesinin kentlerdeki taşkın riskini büyüttüğünü belirten Köse, İstanbul’da 14-15 Ekim’de etkili olan yağışı örnek gösterdi. Bir metrekarelik alana düşen su miktarının büyüklüğüne dikkat çeken Köse, suyun gideceği doğal yolların kapatılması halinde taşkınların kaçınılmaz hale geldiğini ifade etti.
Dere yataklarının daraltılması ve su taşıma kapasitesinin düşürülmesinin sorunu ağırlaştırdığını belirten Köse, bilimsel çalışmaların meteorolojik olayların sıklığı ve şiddetindeki değişimin süreceğine dikkat çekti. Köse, orman yangınları, sel ve taşkınların daha sık ve şiddetli yaşanabileceğini vurgulayarak "Doğa bize ayak uydurmayacak, bizim doğaya ayak uydurmamız lazım.
O yüzden kentleri, binaları, işyerlerini ve köprüleri yeni bilimsel yöntemlerle yapmalıyız" değerlendirmesinde bulundu.
SU ARTIK AKACAK YOL BULMUYOR
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan ise kentlerdeki su baskınlarının yalnızca yağış miktarıyla açıklanamayacağını belirterek, betonlaşma, plansız yapılaşma ve yetersiz altyapının yağışları afete dönüştürdüğünü söyledi. Eskiden yağmur suyunun büyük bölümünün toprak tarafından emildiğini anımsatan Yaşayan, bugün beton ve asfaltla kaplanan yüzeylerin suyun toprağa sızmasını engellediğini, yağmur suyunun doğrudan cadde ve sokaklara aktığını ifade etti.
Suyun doğal olarak ilerleyeceği dere yatakları ve vadilerin yapılaşmaya açılmasıyla taşkın riskinin arttığını belirten Yaşayan, "Biz bunu bir ‘doğal afet’ olarak değil, açıkça plansızlığın bedeli olarak görüyoruz" dedi. Nüfusun ve yapılaşmanın arttığını, yağışların ise daha kısa sürede ve yoğun biçimde düştüğünü kaydeden Yaşayan, buna karşın boru ve kanal sistemlerinin büyük ölçüde eski ihtiyaçlara göre kaldığını vurguladı.
Yeni binalar yapıldığında ya da mahalleler büyüdüğünde altyapının yeniden hesaplanıp yenilenmediğine dikkat çeken Yaşayan, kapasitesi zaten sınırda olan sistemlerde tek bir tıkalı mazgalın bile ciddi su baskınlarına yol açabileceğini söyledi. Yaşayan taşkın riskini azaltmak ve kentin altyapısını güçlendirmek için önerileri şöyle sıraladı: "Yağmur suyu ve atık su altyapısı ayrılmalı, sünger kent yaklaşımı benimsenmeli yani geçirimli yüzeyler, yağmur bahçeleri, yeşil çatılar ve yağmur suyu tutma alanları yaygınlaştırılarak suyun toprakla buluşması sağlanmalı, yüzey akışı azaltılmalı.
Dere yatakları ve taşkın alanları korunmalı, taşkın haritaları güncellenmeli, imar kararları yeniden düzenlenmeli, bilimsel planlama ve katılımcı yönetim esas alınmalı."
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Hava
Yayın: 28 Ekim 2026 06:10 · Kaynak: babaocagi.com.tr