Habermetrik
← Ana Sayfa
29 Ekim 2026 23:33
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Bir başkasından dönmek | Ömer Turan

Bir başkasından dönmek | Ömer Turan
⏱️ 5 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Kenan Sarıalioğlu’nun Uğultular’ını okurken yalnız kalamadım
  • Sayfaların arasından birileri çıkıp yanıma oturdu hep; saçları karlanmış şairler, kapısında vedanın beklediğini bilmeyen dostlar, yanağında bir tokatla büyümüş çocuk… Kitabı açtım, kalabalıklaştı odam

Kenan Sarıalioğlu’nun Uğultular’ını okurken yalnız kalamadım. Sayfaların arasından birileri çıkıp yanıma oturdu hep; saçları karlanmış şairler, kapısında vedanın beklediğini bilmeyen dostlar, yanağında bir tokatla büyümüş çocuk…

Bir düşüncenin peşine düşmüşken bir insanın yüzüne eğilmiş buldum kendimi. Söylediğinden çok, söyleyemediği takıldı aklıma. Boğazında kalan o küçücük düğüm.

Meğer başkalarını okurken kendi eksiklerine de rastlıyormuş insan…

Çığ Yayınları etiketiyle yayımlandı Kenan Sarıalioğlu’nun yeni deneme kitabı Uğultular. Başka evlere, başka akşamlara uzanıyor şimdi bu sayfalarda birbirine değen sesler. Okudukça kendi anılarımı da getiriyorum bu buluşmaya; yıllar önce duyduğum bir söz, sayfanın kıyısında yeniden buluyor beni. Her okunuşta biraz daha çoğalıyor uğultu, onu dinleyenin ömrüne karışarak…

İnsanları tanıdıkça içlerindeki bütün odaları açabileceğimizi sanıyoruz. Oysa sevdiğimiz birinin kapalı kapısında da bekleyebiliriz. Her şeyi bilmeden, her susuşun nedenini öğrenmeden…

Belki de buradan başlıyor kitabın bende açtığı yol; anlamadığım yere biraz saygı duymaktan. Aramayı ertelediğim bir dostun numarası geçiyor aklımdan; elim sayfada, gözüm telefonda kalıyor.

“Felsefe bir türküdür, aklın okuduğu türkü…” diyor Sarıalioğlu. Bu cümlede, kitapların yüksek raflarından sokağa inen bir ses duyuyorum. Spinoza’nın cam parlatan ellerine bakınca azalıyor aramızdaki uzaklık. Düşünen insanın da yorulan elleri var. Felsefe biraz yaklaşıyor böylece; bir akşam soframıza oturabilecek kadar.

Cioran’ın gecesinden Karadeniz’in kışına uzanan yolu kısaltıyor üşüyen bir gövde…

Meydan Parkı’nda Özer Ciravoğlu’yla konuşuyor Sarıalioğlu; saçlarında biriken karın ayrımında değiller. Ardından şu söz içime işliyor: “Dostluklarla ısınıyor, sonra yine üşüyorum…”

Dağılan sofralar, kapanan kapılar, eve tek başına dönülen yollar sığıyor içine. Dostumuzun yanında bırakamıyoruz ki sıcaklığımızı; bir atkı gibi çıkarıp boynuna dolayalım. Kahkahasının yetişemediği yerde de üşüyor şair…

Azer Yaran’ın evinde, bakır sahandaki kırmızı eriklere uzanıyor elim bu kez. Çay var, sohbet var, karayemiş ağacının altında çekilmiş bir fotoğraf.

Kimse bilmiyor son görüşmenin içinde oturduğunu…

Biz biliyoruz sonradan. Fotoğrafa bakarken o güne biraz daha zaman eklemek istiyoruz. Bir çay daha içilseydi. Bir söz daha söylenseydi. Geçmişin sandalyesini çekip oturamıyoruz oysa; hep ayakta kalıyoruz kapısında. Eriklerin tadı duruyor, onları paylaşacağımız dost eksiliyor soframızdan.

Hafızanın tuhaflığı da burada; koca bir ömrü bazen bakır bir sahandaki kırmızılıkta saklıyor.

Böyle anlarda bir ırmak kıyısı iyi gelebilir insana…

Yan yana doğup aynı denize varmak için ayrı yamaçlara dağılan iki suyu anlatıyor Sarıalioğlu. Birbirini severken birbirinin yolunu bilemeyen insanları düşünüyorum. Komdere kıyısındaki sözü de kulağımda: “Arkadaş mı? Irmak yetiyor bana.”

Başından geçenleri anlatmadan da oturabilirsin yanında. Hep bir şey söylemeye hazırlanırken unutuyoruz bunu; insanın sustuğunda da birinin yanında kalabileceğini.

Şiire gelince, kıyıda unuttuğum sözcükler geri dönüyor. “Şiirde yenilik olmaz, şiir yenidir çünkü…” cümlesini okuyunca, yıllar önce yazılmış bir dizenin bugün nasıl içimi bulduğunu düşünüyorum.

Necatigil’le kurulan düşsel konuşmaya ben de katılıyorum kendi sorularımla. Bir şiir, yazıldığı masadan kalkıp başka birinin akşamına varabiliyor. Orhan Veli’ye açılan sayfalarda ise ceplerimdeki gereksiz taşları yokluyorum.

Sözcüklerin üstüne ne çok yük koyuyoruz bazen; konuşurken kolayca söylediğimizi yazarken tanınmaz hale getiriyoruz. Oysa yan masada konuşan birinin ağzından duyduğumuz sıradan bir söz, yıllarca uğraşıp bulamadığımız kapıyı açabiliyor.

Kendi sesime buradan dönmek istiyorum ben de…

Cevat Çapan’a ayrılan yazı, bir telefon konuşmasıyla aralıyor çevirinin kapısını. Başka bir şairin sesine yer açmanın sevincini duyuyorum burada. Türkçe, uzak bir dilin rüzgârıyla kımıldıyor. Başo’nun adımlarına karışınca küçülüyor bakışım; bir çiy tanesinin önünde durabilecek kadar. Anlatırken biraz boşluk bırakmak geliyor içimden. Okuyan da otursun oraya.

Gelgelelim, her sayfada soluklanamıyor insan…

Gördüğüm, sustuğum, eve dönünce söyleyecek çok söz bulduğum anlar geliyor aklıma. Kitap okurken rahatça oturduğum sandalyeyi çekiyor bu çocuk. Ne zaman bir kitaptan böyle bir yüzle dönsem, okuduklarımın hayatıma nereden karışacağını merak ederim.

Ertesi gün sokakta başımı çevirdiğim yerden mi, çoktandır aramadığım bir dosta uzanacak elimden mi?

Başkasının acısından güzel bir cümle çıkarmayı düşünürken, o acının yanına gitmenin güçlüğü kalıyor önümde…

Mohammala’nın “Sen onun yanında ol yeter…” sözü burada yetişiyor bana. İyileştirmeye, anlamaya, cevap vermeye koşarken bazen bir insanın yanından geçip gidiyoruz. Uzattığımız elden bile ürkebilir çok incinmiş biri. Biraz yavaşlamak gerek.

Yarasının adını ondan önce koymadan beklemek. Sevgimizin sesini kısmak belki, karşımızdakini duyabilmek için.

Kaos ve Ressam’daki borç cümlesi de değiştiriyor kalemimin ağırlığını:

Kitabın sonundaki “Resmi Sayı: 301”e geldiğimde sayamıyorum artık. Her rakamın içinden bir yüz çıkıyor. Bir evde sabah hazırlanmış çay, akşama söylenmek üzere bekletilmiş bir söz düşünüyorum. Sayıların örtemediği hayatlar var; baktıkça çoğalıyorlar gözümün önünde ölü bedenler…

Kapatıyorum Uğultular’ı. Odamdaki kalabalık dağılmıyor. Bir dostun üşümesi, çocuğun yanağı, yarım kalmış bir gün duruyor içimde. Biraz değişmiş buluyorum kendimi, bir başkasından dönünce…

Kategoriler Yazı Öykü: Yansıma | Tolga Yazıcı Nilüfer Belediyesi’nde “Edebiyat’ın 68’i, 68’in Edebiyatı” söyleşisi düzenlenecek Bu Sefer Yerde Aradığımızı Gökte Bulacağız…Bir an meselesi bulup yitirmek küçücük bir an… | Zeynep... Sözün Ardı/Önü: 118 Zamansız Denemeler: XIV | Feridun Andaç Ortadoğu'da süren savaşa karşı şairlerden "barış" şiiri Sözün ardı/önü 18: Ara yerde, ara zamanlarda | Feridun Andaç Sözün Ardı/Önü: 56 Yazdıkça Görülen: (1) Sözdük, anlatılan | Feridun Andaç Tüm zamanların en çok satan romanının yazarı kimdi? | Metin Celâl Yorum yapın Yanıtı iptal et Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: edebiyathaber.net
Haber metni ve görseller edebiyathaber.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 29 Ekim 2026 23:33 · Kaynak: edebiyathaber.net
Kaynağı Oku ↗