Habermetrik
← Ana Sayfa
30 Ekim 2026 11:35 · Güncelleme 11:37
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Hakan Tahmaz: Barolardaki süreç karşıtlığı barışın toplumsallaşmasını zedeliyor

Hakan Tahmaz: Barolardaki süreç karşıtlığı barışın toplumsallaşmasını zedeliyor
Görsel kaynağı: politikahaber.com
⏱️ 5 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Hakan Tahmaz, Yeni Arayış’ta yayımlanan “Barolarda süreç karşıtlığı ve nefret kürsüsü” başlıklı yazısında, İstanbul Barosu 128
  • Olağan Genel Kurulu’nda Kürt meselesi ve yürütülen sürece ilişkin yapılan konuşmaları değerlendirdi
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Hakan Tahmaz, Yeni Arayış’ta yayımlanan “Barolarda süreç karşıtlığı ve nefret kürsüsü” başlıklı yazısında, İstanbul Barosu 128. Olağan Genel Kurulu’nda Kürt meselesi ve yürütülen sürece ilişkin yapılan konuşmaları değerlendirdi.

Tahmaz, genel kurul kürsüsünde milliyetçi ve şoven olarak nitelendirdiği söylemlerin öne çıktığını savunarak, Kürtlerin kimlik, dil, eşitlik ve özgürlük taleplerinin hedef haline getirildiğini belirtti. Benzer bir tablonun kısa süre önce İzmir Barosu Genel Kurulu’nda da yaşandığını ifade etti.

‘ELEŞTİRİDEN ÇOK DÜŞMANLAŞTIRICI BİR DİL GÜÇ KAZANIYOR’

Sürecin eleştirilmesinin ve farklı siyasal perspektiflerden tartışılmasının gerekli olduğunu belirten Tahmaz, baro genel kurullarında ortaya çıkan tablonun bunun ötesine geçtiğini savundu.

Tahmaz’a göre hukuk kurumlarında kullanılan bazı ifadeler, toplumdaki farklı kesimler arasında düşmanlığı ve hak inkârını güçlendiriyor. Bu durumun barışın toplumsallaşmasının önündeki engellerden biri olduğunu belirtti.

SÜRECİN YÜRÜTÜLÜŞ BİÇİMİNE ELEŞTİRİ

Tahmaz, yürütülen sürecin “Saray, İmralı ve istihbarat ekseninde” kapalı biçimde ilerlediğini savunarak bunun toplumsal desteğin gelişmesini zorlaştırdığını ifade etti.

Kürt sorununun demokratik ve eşitlikçi çözümünü, Türkiye’nin demokratikleşmesini ve hukuksuzlukların sona ermesini içermeyen; yalnızca PKK’nin silahsızlandırılmasına odaklanan bir yaklaşımın toplumsal karşılık üretmesinin mümkün olmadığını ileri sürdü.

Son iki yılda hak ve özgürlüklerin genişletilmesi konusunda anlamlı bir ilerleme yaşanmadığını belirten Tahmaz, başlangıçta oluşan beklentilerin zayıfladığını, süreç hakkındaki kaygıların ise arttığını söyledi.

‘SİLAHSIZLANMA YETMEZ, DEMOKRATİKLEŞME GEREKİR’

Tahmaz, barış sürecinin yalnızca silahların bırakılması ve örgütün feshedilmesine indirgenemeyeceğini vurguladı.

Hukuk kurumlarının, meslek örgütlerinin ve sendikaların demokratik çözümün toplumsallaşmasına katkı sunması gerektiğini belirten Tahmaz, bu kurumlarda Kürtlerin haklarına karşı söylemlerin güçlenmesinin otoriterleşmeye ilişkin kaygıları artırdığını savundu.

Cezaevlerindeki infaz uygulamaları, hasta tutukluların durumu, siyasetçi ve gazetecilerin tutukluluğu ile kayyım uygulamalarını da hatırlatan Tahmaz, bu alanlarda somut adım atılmadığı sürece “barış ve demokratik Türkiye” çağrılarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

‘BARIŞ, YALNIZCA SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİL’

Tahmaz yazısını, barışın yalnızca çatışmanın sona ermesi anlamına gelmediğini vurgulayarak tamamladı.

“Barış, yalnızca silahların susması değil, hakların güvence altına alınması ve demokratik yaşamın genişlemesidir” diyen Tahmaz, demokratik dönüşüm sağlanmadığı durumda silahsızlanma gerçekleşse bile otoriterleşmenin derinleşebileceğini savundu.

Baro kürsülerinde yükseldiğini belirttiği nefret söylemlerinin de hem kurumsal düzeydeki tehlikeye hem de toplumda süreç hakkında artan korku ve kaygılara işaret ettiğini ifade etti.

YAZININ TAMAMI

Barolarda süreç karşıtlığı ve nefret kürsüsü

Hukuk kurumlarında yükselen milliyetçilik şovenizm, barışın toplumsallaşmasının önündeki engeller ve sürecin çıkmazı.

Son İstanbul Barosu 128. Olağan Genel Kurulu, bir dizi tartışmayı beraberinde getirdi. Ancak yaşananlar, faşist kimlikleriyle bilinen çok sayıda avukatın baro yönetiminde ilk kez bu denli etkili biçimde yer almasıyla sınırlı değil.

Asıl üzerinde durulması gereken, genel kurul kürsüsünün ve salonunun toplumsal kesimleri hedef alan bir nefret söyleminin alanına dönüşmesi ve bunun hukuk mesleği açısından ne anlama geldiğidir.

Genel kurul kürsüsü, iki yılı aşkın süredir Kürt meselesi etrafında yürütülen yeni sürece karşı Türk milliyetçisi, sosyal şoven ve cumhuriyetçi statükocu itirazların dile getirildiği bir alana dönüştü. Kürt halkının tarihsel talepleri, eşitlik ve özgürlük arayışı yerine Kürt düşmanlığını yeniden üreten söylemler öne çıktı.

Salon adeta bir nefret panayırına dönüştü. Benzer bir tablo iki hafta önce İzmir Barosu Genel Kurulunda da yaşandı.

Bu tablonun, hukukun ve anayasal güvencelerin aşındığı, hak ve özgürlüklerin savunulmasının yaşamsal önem taşıdığı bir dönemde ortaya çıkması özellikle düşündürücüdür. Kürt meselesinde tarihsel bir eşikte, bir halkın kimliğini, dilini ve siyasal taleplerini düşmanlaştıran söylemlerin hukukçuların kürsüsünde karşılık bulması, mesleğin toplumsal sorumluluğuyla açıkça çelişmektedir.

Yürütülen sürecin eleştirilmesi, sorgulanması ve farklı siyasal perspektiflerden tartışılması elbette gereklidir. Ancak burada söz konusu olan, eleştiriden çok toplumda ve meslek örgütlerinde düşmanlığı, hak inkârını, şovenizmi ve Türk milliyetçiliğini körükleyen bir siyasal dilin güç kazanmasıdır.

Barış ihtimalini zayıflatan yalnızca silahlar ve siyasal hesaplar değil, toplumun bir kesimini diğerine karşı düşmanlaştıran söylem ve yaklaşımlardır.

SÜRECİN MİMARİSİ VE TOPLUMSALLAŞMA SORUNU

İstanbul Barosu Genel Kurulunda yaşananlar, çözüm sürecinin yürütülüş biçimi açısından da önemli bir uyarıdır. Sürecin toplumsallaşmasının önündeki engellerin, büyük ölçüde kapalı devre işleyen mevcut mimariden kaynaklandığı giderek daha görünür hâle geliyor.

Saray, İmralı ve istihbarat ekseninde yürütülen süreçte, alınan kararların desteklenmesi ve bunlara uyulması bekleniyor. Oysa Kürt sorununun demokratik ve eşitlikçi çözümünü, Türkiye’nin demokratikleşmesini ve hukuksuzlukların sona ermesini kapsamayan; PKK’nin silahsızlandırılmasıyla sınırlı bir yaklaşımın toplumsal karşılık üretmesi mümkün değildir.

İki yıldır hak ve özgürlüklerin gelişimine katkı sunacak anlamlı bir ilerleme sağlanamadığı gibi, birçok alanda daha geriye düşülmüştür. Başlangıçtaki beklentiler zayıflamış, sürece yönelik kaygılar ve karşıtlık artmıştır.

Buna rağmen sürecin yürütücüsü olan aktörler bu tabloyu yeterince dikkate almamaktadır. Sürece yönelik eleştiri, uyarı ve en temel insani taleplerin dile getirilmesi bile iktidar tarafından süreç karşıtlığı veya süreci provoke etme suçlamalarıyla karşılanmaktadır. Böylece barışın sosyal, kültürel ve siyasal zeminlerinin gelişmesi engellenmektedir.

SİLAHSIZLANMA YETMEZ, DEMOKRATİKLEŞME GEREKİR

Sürecin mevcut biçimi, yalnızca silahların bırakılmasını ve örgütün feshedilmesini hedeflese bile, toplumsal ve siyasal sonuçlarının bundan ibaret kalması beklenemez. Hukuk kurumları, meslek odaları ve sendikalar, demokratik siyasetin ve çözümün toplumsallaşmasına katkı sunacak zeminler olmalıdır.

Buna karşılık, bu kurumlarda süreç ve Kürtlerin hakları karşıtı anlayışların güç kazanması, Türkiye’de otoriterleşmenin derinleşmesi riskini ve kaygılarını haklı olarak büyütmektedir.

Dünyanın hiçbir döneminde hak ve özgürlükler yalnızca iktidarların iradesiyle gelişmemiştir. Toplumsal mücadelelerin, demokratik kurumların ve siyasal iradenin birbirini güçlendirmesi gerekir. Çatışma çözümü ve barış süreçlerinde bu ihtiyaç çok daha belirgindir.

Cezaevi infaz kurullarının keyfî kararlarıyla infazların yakılması, hasta tutukluların cezaevlerinde yaşamını yitirmesi, demokratik siyasetçilerin ve gazetecilerin tutukluluk hâlinin sürmesi, yerel yönetimlerin kayyımlarla yönetilmesi gibi sorunlarda çözüm yönünde anlamlı adımlar atılmadığı bir dönemde, barış ve demokratik Türkiye çağrısı yapanların kapsamlı bir süreç muhasebesi yapması kaçınılmazdır.

Barış, yalnızca silahların susması değil, hakların güvence altına alınması ve demokratik yaşamın genişlemesidir. Bu yönde bir dönüşüm sağlanmadığında silahsızlanma hedefi gerçekleşse bile otoriterleşme derinleşebilir. Baroların kürsülerinde yükselen nefret söylemi de bu tehlikenin toplumsal ve kurumsal düzeydeki işaretlerinden biridir.

Aynı zamanda toplumdaki sürece dair kaygıların, korkuların gelişim ivmesine dikkat çekiyor.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: politikahaber.com
Haber metni ve görseller politikahaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 30 Ekim 2026 11:35 · Kaynak: politikahaber.com
Kaynağı Oku ↗