Büyük Hukuk Büroları YZ’de Kullanıcı Olmaktan Üreticiliğe Geçiyor
Morgan & Morgan’ın yapay zekâ ve teknolojiye 1 milyar dolar ayırıp kendi sistemini rakip bürolara satmaya hazırlanması, hukuk sektöründeki YZ yarışının yeni aşamasını görünür hale getirdi. Kirkland & Ellis, Latham & Watkins, Freshfields ve White & Case gibi büyük büroların hamleleri, yarışın artık yalnız “hangi YZ aracını kullanıyoruz?” sorusu etrafında dönmediğini gösteriyor. Bürolar giderek kendi uzmanlıklarını, verilerini ve çalışma biçimlerini teknolojiye aktarmaya; bazıları ise bu yatırımı ayrı bir ürüne dönüştürmeye yöneliyor.
ABD’nin büyük avukatlık bürolarından Morgan & Morgan, önümüzdeki on yılda yapay zekâ ve teknolojiye en az 1 milyar dolar harcamayı ve kendi geliştirdiği MX2 platformunu 2027 sonuna kadar başka hukuk bürolarına açmayı planlıyor.
Reuters’ın 14 Eylül’de aktardığına göre büro bugüne kadar teknolojiye yaklaşık 300 milyon dolar harcadı. Ayda yaklaşık 5 bin kişinin kullandığı MX2; tıbbi kayıtlardan bilgi çıkarılması, dava dosyasının hazırlanması ve duruşmaya hazırlık gibi işlerde kullanılıyor. Yeni yatırımın önemli bölümünün YZ, yazılım geliştirme, güvenlik ve teknik insan kaynağına ayrılması öngörülüyor.
Rakamlardan daha dikkat çekici olan ise yatırımın yönü. Morgan & Morgan yalnızca avukatlarının kullanacağı bir teknoloji geliştirmiyor. Büronun kendi hukuk hizmetleri içinde geliştirdiği sistemi, başka hukuk bürolarının satın alabileceği bir ürüne dönüştürmeye hazırlanması, hukuk bürosu ile hukuk teknolojisi şirketi arasındaki geleneksel sınırı belirsizleştiriyor.
Ancak bu gelişmeyi “büyük hukuk büroları dışarıdan YZ almaktan vazgeçip kendi modellerini geliştiriyor” şeklinde okumak yanıltıcı olur. Büyük bürolarda beliren model daha karmaşık: En güçlü genel modeller ve hukuk teknolojisi ürünleri dışarıdan alınmaya devam ederken, rakiplerin kolayca satın alamayacağı veri, uzmanlık ve iş akışının büro bünyesinde tutulması amaçlanıyor.
Hazır YZ herkesin elindeyse fark nerede oluşacak?
Dünyanın en yüksek gelirli hukuk bürolarından Kirkland & Ellis’in mayıs ayında açıkladığı 500 milyon dolarlık yatırım, bu yaklaşımın gerekçesini açık biçimde ortaya koyuyor.
Kirkland önümüzdeki üç-dört yıl içinde kendi YZ teknolojisine yüz milyonlarca dolar harcayacak. Ancak büro aynı zamanda üçüncü taraf YZ araçlarına aboneliği de sürdürecek. Yani tercih “satın almak veya geliştirmek” şeklinde iki seçenek arasında yapılmıyor. Büro her ikisini birlikte yapıyor.
Kirkland Başkanı Jon Ballis’in Financial Times’a verdiği bilgiler, yatırımın asıl hedefinin yeni bir genel amaçlı yapay zekâ modeli üretmek olmadığını gösteriyor. Firma, 100’ü ortak olmak üzere 250 avukatının işlerini nasıl yaptığını inceleyerek onların bilgi ve çalışma yöntemlerini kendi platformuna aktarıyor. Projede yaklaşık 180 teknoloji çalışanı görev alıyor. Dış teknoloji şirketleri geliştirmeye katkıda bulunsa da ortaya çıkan sistemin başka firmalara satılması engellenecek; fikrî hakların Kirkland’da kalması hedefleniyor.
Ballis’in yaklaşımı hukuk sektöründeki yeni rekabet sorununu özetliyor. Yaygın YZ araçları sektörün genel seviyesini yükseltiyor. Fakat aynı araca herkes erişebildiğinde, araca erişim artık tek başına rekabet üstünlüğü sağlamıyor.
Böylece hukuk hizmetinde değer üreten şeyin nerede bulunduğu yeniden tartışmaya açılıyor.
Temel YZ modeli OpenAI, Anthropic veya Google’dan alınabilir. Hukuk araştırma platformu Harvey, Legora veya CoCounsel gibi dış sağlayıcılardan gelebilir. Fakat bir hukuk bürosunun binlerce dosyada geliştirdiği muhakeme alışkanlıkları, sözleşme standartları, risk tercihleri, geçmiş işlerden çıkan bilgi ve kıdemli avukatlarının deneyimi aynı kolaylıkla satın alınamıyor.
Büyük büroların asıl sahiplenmek istediği katman giderek burası oluyor.
Bir başka model: Teknolojiyi içeride tut, modeli dışarıdan al
Freshfields’ın Anthropic ile yaptığı anlaşma bu ayrımı daha da görünür hale getiriyor.
Firmanın kendi geliştirdiği YZ platformu 5 bin 700 çalışan tarafından kullanılıyor; ancak platformun altında Anthropic’in Claude modelleri çalışıyor. Freshfields ile Anthropic ayrıca sözleşme inceleme, belge hazırlama, hukuki araştırma ve çok aşamalı hukuki görevlerin yürütülmesi için ajan tabanlı iş akışlarını birlikte geliştiriyor.
Dolayısıyla “kendi YZ’si” ifadesi burada kendi temel modelini üretmek anlamına gelmiyor. Büro, dışarıdaki güçlü modeli kendi güvenlik altyapısı, bilgi kaynakları ve çalışma süreçleriyle birleştiriyor.
White & Case’in yaklaşımı daha da açık. Büro Aralık 2025’te Legora’yı ana hukuk-YZ platformu olarak seçerken kendi Atlas isimli YZ asistanını geliştirmeye devam edeceğini açıkladı ve stratejisini doğrudan “build and buy” yani hem geliştir hem satın al yaklaşımı olarak tanımladı.
Latham & Watkins ise yarışta altyapının daha alt katmanına indi. Financial Times’ın geçen hafta bildirdiğine göre büro Nvidia GPU sunucuları satın aldı, güvenli veri merkezi kapasitesi edindi ve açık ağırlıklı modelleri kendi ortamında çalıştırmaya başladı. Büronun teknoloji kadrosunun 900 kişiyi aşması, bu tercihin sıradan bir hukuk yazılımı alımından ne kadar farklı bir ölçeğe ulaştığını gösteriyor.
Bütün büyük büroların aynı yolu izlemesi beklenmiyor. Ancak örnekler birlikte değerlendirildiğinde ortak yön belirginleşiyor: modeli kimin geliştirdiğinden çok, hukuk bürosunun kendi bilgisinin ve iş akışının kimin denetiminde bulunduğu önem kazanıyor.
Yüz milyonlarca dolarlık yatırımı gerektiren ne?
Bu dönüşümün arkasında birkaç ayrı baskı bulunuyor.
Bunlardan ilki farklılaşma ihtiyacı. Aynı profesyonel YZ aracını yüzlerce hukuk bürosu satın alabiliyorsa, teknoloji kısa sürede rekabet avantajından sektör standardına dönüşüyor. Büyük büro açısından asıl değer, herkesin sahip olduğu model ile yalnız kendisinin sahip olduğu mesleki birikimi birleştirebilmekte ortaya çıkıyor.
İkinci neden veri ve meslek sırrı üzerindeki denetim. Hukuk bürolarının tuttuğu belgeler sıradan şirket verilerinden farklı olarak müvekkil sırlarını, dava stratejilerini, kişisel verileri ve çoğu zaman yüksek ekonomik değere sahip gizli bilgileri içeriyor. Bu nedenle verinin nerede işlendiği, hangi modele aktarıldığı ve sistem sağlayıcısının veriyi hangi amaçlarla kullanabildiği doğrudan mesleki sorumluluk konusu haline geliyor.
Üçüncü neden maliyet. Çok büyük hukuk büroları için milyonlarca YZ sorgusunun sürekli dış sağlayıcılarda çalıştırılması zamanla ciddi bir gider oluşturabiliyor. Latham’ın kendi işlem altyapısına yatırımında hem veri üzerinde daha fazla denetim hem de dış sağlayıcıların gelecekteki fiyatlandırma ve erişim politikalarına bağımlılığı azaltma arayışı bulunuyor.
Fakat belki de en önemli baskı müvekkilden geliyor.
Thomson Reuters’ın 2026 Future of Professionals araştırmasına göre şirketlerin hukuk birimlerinde çalışan profesyonellerin yüzde 71’i, yapay zekâ kullanımı arttıkça dışarıdan hizmet aldıkları hukuk firmalarının ücretlendirme modellerini değiştirmesini bekliyor. Buna karşılık hukuk bürolarının yalnız yüzde 28’i YZ nedeniyle fiyatlandırmasında değişiklik yaptığını bildiriyor.
Aynı araştırma, şirketlerin büyük bölümünün hukuk bürolarından YZ sayesinde daha yüksek kalite, verimlilik veya yenilik beklediğini; ancak yalnız küçük bir bölümünün mevcut hizmet sağlayıcılarının bu beklentiyi karşılayabildiğini düşündüğünü gösteriyor.
Bu baskı, hukuk hizmetlerinin yıllardır temelini oluşturan saatlik ücret modelinin en hassas noktasına dokunuyor. Bir belgenin incelenmesi YZ sayesinde on saat yerine iki saat sürüyorsa, müvekkil aynı işi sekiz saat daha az emekle yapan büroya neden eski ücret yapısıyla ödeme yapacağını sorgulayabilir.
Maliyet kalemi yeni gelir kapısına dönüşüyor
Morgan & Morgan’ı diğer örneklerden ayıran nokta tam burada ortaya çıkıyor.
Büro yalnızca kendi maliyetini azaltmak için teknoloji geliştirmiyor; yüz milyonlarca dolarlık yatırım sonucunda ortaya çıkan yazılımı başka hukuk bürolarına da satmayı düşünüyor.
Böylece alışılmış ilişki tersine dönüyor.
Bugüne kadar hukuk teknolojisi şirketleri ürün geliştiriyor, hukuk büroları bu ürünleri satın alıyordu. Morgan & Morgan modelinde hukuk bürosu kendi ihtiyacı için teknoloji geliştiriyor, ardından başka hukuk bürolarının teknoloji sağlayıcısına dönüşüyor.
Bu model yayılırsa büyük hukuk firmalarının gelir kalemlerine hukuk hizmetinin yanında yazılım lisansı, platform aboneliği veya teknoloji destekli sürekli hizmetler de eklenebilir.
Ancak hukuk teknolojisi şirketlerinin devrinin sona erdiğini söylemek için hiçbir işaret yok.
Bunun en güçlü kanıtlarından biri Harvey. Hukuk sektörüne yönelik YZ şirketi, 9 Eylül’de açıkladığı yeni yatırım turunda 550 milyon dolar topladı ve değerlemesini 15,5 milyar dolara çıkardı.
Dolayısıyla ortaya çıkan tablo “hukuk büroları LegalTech şirketlerini devre dışı bırakıyor” değil.
Daha olası gelecek; genel YZ modellerinin, uzman hukuk platformlarının ve bürolara ait özel sistemlerin aynı teknoloji zincirinde birlikte çalışması.
YZ hatası yaşadı, yatırımdan vazgeçmedi
Morgan & Morgan örneğinin dikkat çekici bir başka yönü de firmanın YZ konusunda ciddi bir hata yaşamış olması.
Büronun avukatları, 2025’te Wyoming’de görülen bir davada YZ tarafından üretilmiş ve gerçekte bulunmayan içtihatları mahkemeye sundukları için yaptırımla karşılaştı. Dosyada yer verilen dokuz karardan sekizinin mevcut olmadığı ortaya çıktı. Üç avukata toplam 5 bin dolar para yaptırımı uygulandı; metni hazırlayan avukatın o dava bakımından mahkemede avukatlık yapma izni de kaldırıldı.
Reuters’a göre büro olayın ardından YZ çıktılarının doğrulanması ve avukatların eğitimi için yeni önlemler aldı.
Bu geçmiş, bugünkü 1 milyar dolarlık açıklamayı daha ilginç hale getiriyor.
Morgan & Morgan’ın çıkardığı sonuç “YZ güvenilmez, kullanmayalım” olmadı. Büro bunun yerine doğrulama ve denetim mekanizmalarını artırarak teknoloji yatırımını büyütmeyi tercih etti.
Bu yaklaşım hukuk sektöründeki YZ tartışmasının giderek olgunlaştığını da gösteriyor: sorun artık yalnız teknolojinin hata yapıp yapmadığı değil; hatanın avukata ve müvekkile ulaşmasını engelleyecek mesleki denetimin nasıl tasarlanacağı.
Büyük bürolar ile küçük bürolar arasındaki fark açılabilir mi?
Yüz milyonlarca dolarlık yatırımlar ilk bakışta büyük hukuk bürolarının teknolojik üstünlüğünü kalıcı hale getirecekmiş gibi görünüyor.
Binlerce avukatı bulunan bir büro, geçmiş işlemlerinden ve uzmanlarının geri bildirimlerinden büyük miktarda nitelikli veri elde edebilir. Yazılım mühendisi, veri bilimci, siber güvenlik uzmanı ve hukuk teknolojisi ekipleri çalıştırabilir. Küçük büroların benzer ölçekte yatırım yapması mümkün değil.
Ancak aynı teknoloji başka yönde de çalışabilir.
Genel YZ modellerinin giderek ucuzlaması ve yeteneklerinin artması, geçmişte yalnız büyük büroların erişebildiği araştırma, belge inceleme ve taslak hazırlama kapasitesini küçük bürolara taşıyor. Büyük büroların geliştirdiği platformların Morgan & Morgan örneğinde olduğu gibi piyasaya açılması da teknolojiye erişimi genişletebilir.
Bu nedenle YZ’nin hukuk sektöründe ölçek farkını büyütüp büyütmeyeceği henüz kesin değil.
Asıl ayrım sermaye büyüklüğünden ziyade, teknolojiyi mevcut çalışma biçimine ekleyen bürolarla hukuk hizmetinin veriliş biçimini teknolojiye göre yeniden tasarlayabilen bürolar arasında ortaya çıkabilir.
Genç avukatların yaptığı işler de değişebilir
Dönüşüm yalnız fiyatlandırmayı değil, hukuk bürolarındaki kariyer basamaklarını da etkiliyor.
Thomson Reuters araştırmasında profesyoneller, önümüzdeki dönemde genç çalışan pozisyonlarının azalmasını, orta ve kıdemli seviyedeki kadroların daha istikrarlı kalmasını ve hukuk ile teknolojiyi birlikte bilen çalışanlara talebin artmasını bekliyor. Araştırma aynı zamanda önemli bir çelişkiye dikkat çekiyor: Genç avukatların bugün YZ tarafından yapılabilecek rutin işlerden kurtulması verimliliği artırabilir; ancak mesleki muhakemeyi öğrendikleri işlerin bir bölümünün ortadan kalkması gelecekte deneyimli avukat yetişmesini zorlaştırabilir.
Dolayısıyla hukuk bürolarının önündeki mesele yalnız “kaç kişinin yaptığı işi YZ yapabilir?” değil.
Esas mesele:
YZ ilk yıllardaki işleri devralırsa geleceğin kıdemli avukatı hangi süreçten geçerek yetişecek?
Türkiye’de aynı model mümkün mü?
ABD’deki gelişmenin Türkiye bakımından belki de en ilginç tarafı burada başlıyor.
Türkiye Barolar Birliği, 28 Ağustos’ta yayımladığı “Avukatlar İçin Yapay Zeka Kullanımı Tavsiye Rehberi”nde avukatlık bürolarına kendi ihtiyaçlarına uygun yazılı YZ politikaları geliştirmelerini tavsiye ediyor. Rehber; hangi araçların kullanılabileceğinin, sisteme aktarılmayacak verilerin, yetkilendirme seviyelerinin, insan denetiminin ve doğrulama süreçlerinin önceden belirlenmesini öneriyor.
Ancak Morgan & Morgan örneği, bunun ötesinde yeni bir meseleyi gündeme getiriyor:
Bir Türk avukatlık bürosu yalnız kendi kullanımı için YZ geliştirmekle kalmayıp bunu başka avukatlara ücret karşılığında satabilir mi?
Avukatlık Kanunu'nun 11. maddesi tacirlik ve esnaflığı avukatlıkla bağdaşmayan işler arasında sayıyor. Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Ortaklığı Yönetmeliği ise avukatlık ortaklığının faaliyetinin meslek faaliyeti olduğunu ve ticari sayılmadığını açıkça düzenliyor.
Bu hükümler, büro içinde kullanılan bir YZ sistemi ile piyasaya ayrı bir yazılım veya abonelik hizmeti olarak sunulan teknoloji arasında hukuki nitelendirme bakımından önemli bir fark doğurabilir.
Bunun Türkiye açısından kesin cevabını yalnız bu iki hükümden çıkarmak mümkün değil. Yazılım faaliyetinin ayrı bir teknoloji şirketi üzerinden yürütülmesi, avukatların bu şirketteki konumu, mesleki sırların aktarılması, kişisel veriler, reklam yasağı ve iş sağlama yasağı gibi meselelerin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
TBB’nin mevcut rehberi esas olarak avukatın YZ kullanıcısı olduğu durumu ele alıyor. Büyük uluslararası hukuk bürolarında beliren yeni model ise yakın gelecekte başka bir düzenleme alanını gündeme taşıyabilir:
Avukat aynı zamanda hukuk-YZ ürününün geliştiricisi veya sağlayıcısı olduğunda meslek kuralları nerede başlayıp nerede bitecek?
Kategori: Ekonomi
Yayın: 16 Eylül 2026 06:11 · Kaynak: hukukihaber.net