Kardeşler Arasında Haklı, Haksız Olmaz: Tek Millet, İki Devlet Bilinciyle
- Son günlerde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev arasında zaman zaman bazı dış çevreler ve art niyetli odakçılar tarafından şişirilmeye çalışılan küçük tartışma ve gerginlik iddiaları, ne yazık ki iki ülke
Son günlerde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev arasında zaman zaman bazı dış çevreler ve art niyetli odakçılar tarafından şişirilmeye çalışılan küçük tartışma ve gerginlik iddiaları, ne yazık ki iki ülke ilişkilerini çekemeyenlerin iştahını kabartmaktadır. Oysa tarihi kökleri derinlere uzanan, mukaddes değerlerle ve kan bağıyla perçinlenmiş bu kardeşlik, öyle küçük rüzgarlarla sallanmayacak kadar kudretlidir.
Tarih bize göstermiştir ki, kardeşler arasında haklı ya da haksız aramak, nifak tohumu ekenlerin su değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz.
1992 yılında, Birinci Karabağ Savaşı’nın hemen ardından Türkiye Cumhuriyeti devlet kademeleriyle, askeri ve stratejik kurumlarıyla hemen devreye girmiş; kardeşinin yanında durarak askeri alanda destek sunmuş, düzenli ordu yapılanmasının temellerinin atılmasına omuz vermiştir. Günümüze gelinceye kadar elde edilen o muazzam başarıların, dondurulan toprakların azat edilişinin arkasında bu sarsılmaz iradenin payı büyüktür.
Ancak madalyonun diğer yüzüne de adaletle bakmak gerekir: Türkiye’nin yaptığı bu yardımları her fırsatta Azerbaycan’ın başına kakması ne siyasi ahlaka ne de kardeşlik hukukuna sığar. Doğrusu yapılması gereken, bir ağabeyin kardeşine uzatması gereken şefkat eliydi; Türkiye de zaten yapılması gerekeni yapmıştır.
"Biz yaptık, biz ettik" söylemlerinin bu mukaddes bağda yeri yoktur. Vefa, karşılıklı iddiaların ve minnet yarışlarının üstündedir.
Elbette Türkiye ile Azerbaycan’ın her geçen gün güçlenen stratejik ortaklığı ve sarsılmaz birlikteliği birilerini rahatsız edecektir. Bu gerçeği görmezden gelmek, siyasi körlük olur. Türkiye’nin bölgesel politikaları bellidir; özellikle mazlum coğrafyaların ve Gazze meselesinin yanında durmak, Türkiye’nin tarihi ve vicdani sorumluluğudur.
Buna Azerbaycan’ın saygı göstermesi, aynı şekilde Azerbaycan’ın kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yürüttüğü devlet politikalarına da Türkiye’nin aynı hassasiyetle yaklaşması şarttır. Aksi takdirde, aramıza nifak sokmak isteyen mihraklar derhal sahneye çıkacak ve bu kutlu birliği zedelemeye çalışacaktır.
Örneğin, Filistin siyasetinin içindeki bazı isimlerin geçmişteki tutumları veya Türkiye’nin hassasiyetlerine tam anlamıyla karşılık vermemiş olmaları bir gerçektir. Ancak Türkiye, bu meseleye salt bir siyasi aktör gözüyle değil, ümmet bilinci ve mazluma yardım etme şuuruyla yaklaşmaktadır.
Bizler de Müslüman Gazzelilerin haklı davasını savunurken, terörün ve sivillere yönelen her türlü şiddetin karşısında durmak zorundayız.
Azerbaycan bu denklemi ve Türkiye'nin iç dinamiklerinden kaynaklanan dış politika reflekslerini anlayışla karşılamalıdır. Aynı şekilde, Türkiye de Azerbaycan’ın kendi egemenlik hakları çerçevesinde belirlediği dış politika hatlarına ve devlet aklına müdahale etmemelidir.
İki devletin de iç işleri ve dış politikadaki öncelikleri kendi hukuki zeminlerinde korunmalıdır. Şunu da unutmamak gerekir ki Türkiye ile Azerbaycan'ın idari ve hukuki yapıları arasında farklar bulunmaktadır. Türkiye’de hukuk devleti ilkeleri işler; bir insanı "şüpheli" ya da "suçlu" ilan etmek, yargı kararlarına ve somut delillere dayanır. Her konuşanı, her eleştireni anında tutuklamak ne hukuka ne de demokratik düzene sığar.
Hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da yıllarca devletin kabuğuna sızmış, içeriden ve dışarıdan emir alan FETÖ kalıntıları ve çeşitli cemaat görünümlü devlet düşmanları hâlâ varlığını sürdürmektedir. Azerbaycan’da Türkiye aleyhine bu olayları körükleyen, iki kardeş ülke arasında kriz yaratmaya çalışan biri çıktığında, derhal o kişinin kökenine ve niyetine bakılmalıdır.
Aynı şekilde Türkiye’de de Azerbaycan’ın ve Sayın İlham Aliyev’in politikalarını hedef alarak karalama kampanyası yürütenler iyi araştırılmalıdır. Mutlaka arkasından ya karanlık odakların kalıntıları ya da bölücü ve ırkçı odaklar çıkacaktır.
Örneğin, Türkiye’de yaşayan yüz binlerce Ermeni vatandaşın veya bu gerginlikten medet uman marjinal grupların bu süreçleri nasıl manipüle etmeye çalıştığını görmek zor değildir.
Sonuç itibarıyla, bu tür yapay krizleri ve küçük fikir ayrılıklarını büyüterek iki ülkenin halkını üzmeye kimsenin hakkı yoktur. Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycan Türk’ü ile Türkiye’de yaşayan Türk insanı et ve tırnak gibidir.
Damarlarımızdaki kan, tarihimizdeki destanlar ve geleceğe dair umutlarımız birdir. Artık "ben haklıyım, sen haklısın" tartışmalarının üstü kapatılmalı, kardeşlik hukukunun ezeli ve ebedi potasında bu tartışmalar eritilmelidir.
Ortaya nifak tohumları saçanların önüne kalın bir set çekmek, her iki ülkenin aydınlarının, yazarlarının ve vatanseverlerinin boynunun borcudur. Rahmetli Haydar Aliyev’in asırlık mirası olan "Tek Millet, İki Devlet" şiarı, bugün her zamankinden daha fazla rehberimiz olmalıdır.
Kardeşler arasında hesap sorulmaz, haklılık yarışına girilmez; kardeşler ancak ve ancak omuz omuza, yürek yüreğe geleceğe yürür.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 01 Kasım 2026 11:28 · Kaynak: guvengazetesi.com.tr