Habermetrik
← Ana Sayfa
31 Ekim 2026 21:06
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Kuşoğlu: Yemen’e asker göndermeye karşıyız

Kuşoğlu: Yemen’e asker göndermeye karşıyız
Görsel kaynağı: aydinlik.com.tr
⏱️ 10 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • DÜNYA-MER konferansında konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, ‘Yemen’e asker göndermek tabii ki kabul edebileceğimiz konular değil.’ ifadelerini kullandı

Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği ve Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER) tarafından düzenlenen Değişim ve Çıkış Yolu: Dört Küresel İnisiyatif Perspektifinden Orta Doğu Durumu Konferansı’nda siyasilerden akademisyenlere çok sayıda uzman konuşma yaptı. Dün açış konuşmalarını ve ilk oturumunu yayımladığımız konferanstaki diğer oturumları da bugün aktarıyoruz.‘İŞBİRLİĞİ ASKERİ DEĞİL EKONOMİK OLMALI’CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu konuşmasında, Orta Doğu’nun zenginliklerine rağmen istikrarsızlıkla anıldığını kaydetti.

Çin’in dört küresel inisiyatifinin bölgesel ve küresel tartışmalar açısından bir platform oluşturduğunu söyleyen Kuşoğlu Türkiye’nin gelişmelere seyirci kalamayacağını vurguladı. Mekke Anlaşması ve Yemen’e asker gönderme tartışmalarına ilişkin CHP’nin tutumunu dile getiren Kuşoğlu, şöyle sürdürdü: “Mekke Anlaşması ile ilgili olarak bizim tarafsız olmamız, katılmamamız söylendi.

Ama biliyorsunuz Mekke İttifakı daha önce Suudi Arabistan ve Pakistan arasında zaten vardı. Buna katılmamak da eleştirilmişti. Aslında bir savunma işbirliği değil de bir ekonomik işbirliği, güvenlik işbirliği anlaşması olarak biz bunu desteklemek istedik.

Bu yöne dönüşmesini, bir savunma veya askeri işbirliğinden ziyade ekonomik yönde yorumlanmasını istiyoruz. Destekliyor ve tercih ediyoruz. Asker gönderme, Yemen’e asker gönderme ya da başka tarafa asker gönderme tabii ki kabul edebileceğimiz konular değil.”Bölgedeki Türkiye aleyhine işbirliklerine dikkat çeken Kuşoğlu, “Mekke Anlaşması’nı yorumlarken bölgede yapılan Türkiye aleyhine işbirliklerini, ittifakları da görmek zorundayız.

Örneğin, İsrail, Mısır ve Yunanistan’ın birlikte işbirliği yaptığı yıllardan beri bir anlaşma söz konusu. Bunların da Türkiye aleyhine olduğunu, bunlara karşı da bizlerin aktif bir politika izlemesi gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.

YAPIM YETİSİ DOĞU’YA GEÇTİDÜNYA-MER Başkanı Prof. Dr. Semih Koray da yaptığı sunumda, geleceği inşa edecek harcı tarif etti. Batı medeniyetinin çöküş döneminde bir yıkım gücüne dönüştüğünü kaydeden Koray, yapım yetisinin Doğu’ya geçtiğini söyledi: “Günümüzde yapım gücü en başta Çin Halk Cumhuriyeti’nin ‘mucize’ olarak nitelenen gelişmesi sayesinde Batı’dan Doğu’nun, Kuzey’den Güney’in eline geçmiştir.

Günümüzde Doğu’dan ve Güney’den yeni bir medeniyetin yükselmekte oluşunun ardındaki maddî temel budur. Bu yeni medeniyet insanı merkeze alan, paylaşmacı, adil ve başka medeniyetlere saygı duyup onlardan öğrenmeyi esas alan bir medeniyet olduğu için bütün insanlığın özlemlerine yanıt vermektedir.

BÜYÜK SAVAŞI CAYDIRACAK GÜÇ“Hegemonya geriletilmiş, ama hegemonya hırsı ortadan kalkmamıştır. Hiçbir güç kazanamayacağı baştan belli olan bir Büyük Savaşı başlatmaz. Hasmına cepheden saldırma gücünü yitiren hegemonyacı güç, onun elini kolunu budayarak bu gücü yeniden kazanmaya, yeniden Büyük Savaşı çıkarmaya elverecek bir konuma ulaşmaya çalışmaktadır.

Bugün ABD’nin izlediği stratejinin özü budur. ABD’nin başta Çin Halk Cumhuriyeti olmak üzere Küresel Güney’in elini kolunu budamaya çalışmasının odak noktası, bugün Orta Doğu, Batı Asya ve Doğu Akdeniz’dir... Günümüzde bu amaçlara hizmet edecek uluslararası eksen için en uygun aday, hem çatışmanın en kızgın olduğu bölgelerdeki konum ve etkileri, ama hem de her birinin farklı kadim medeniyetlerin günümüzdeki temsilcileri olmaları nedeniyle, Türkiye, Rusya, Çin, İran arasında oluşturulacak bir ittifaktır.”Semih Koray Kuntay GücümLATİFOĞLU: KALKINMA DÖRT AYAK ÜZERİNDE DURURKalkınma oturumunda konuşan Aydınlık yazarı ve finans danışmanı Serhat Latifoğlu, “Küresel Kalkınma İnisiyatifi ve Orta Doğu’nun Kalkınma Perspektifi” başlıklı sunumunda piyasa merkezli ekonomi modellerini sert dille eleştirdi.

Latifoğlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:“Konuşmama basit ama belirleyici bir soruyla başlamak istiyorum: Kalkınma nedir? Bize kırk yıl boyunca anlatılan cevap şuydu: Piyasayı serbest bırakın, devlet çekilsin; büyüme kendiliğinden gelir, refah da aşağıya damlar.

Damlama olmadı. Borç geldi, sıcak para geldi, krizler geldi, sanayisizleşme geldi. Oysa kalkınma, bir büyüme rakamından ibaret değildir. Kalkınma dört ayak üzerinde durur: Birincisi, altyapı ve üretim ekosistemi. İkincisi, insan; yani eğitim, sağlık ve yaşam kalitesi.

Üçüncüsü, bağımsız bir milli ekonomi. Dördüncüsü de bu üçünü birbirine bağlayan çatı: Plan. Bu dört ayaktan biri eksikse, o bina ayakta durmaz.”Çin’in büyüme modelinin ucuz emeğe değil, altyapı ve devlet yatırımlarına dayandığını belirten Latifoğlu şöyle konuştu:“Çin’in yüksek büyüme rakamlarının arkasında ne var?

Ucuz emek değil. Ucuz emek pek çok ülkede vardı; hiçbiri Çin olmadı. Çin önce altyapıyı kurdu. Yollar, limanlar, enerji santralleri, elektrik şebekeleri, dünyanın en büyük hızlı tren ağı. Altyapı önce geldi, yatırım peşinden geldi.

Piyasanın ‘kârlı değil’ diyerek yapmayacağı yatırımı devlet yaptı; çünkü altyapı bugünün kârı değil, yarının üretimidir. Yüksek büyüme bir sebep değil, bir sonuçtur. Sebep, altyapı ve üretimdir.”‘ZENGİNLİK HALKA DÖNMEZSE KALKINMA OLMAZ’İnsanı merkeze almayan bir üretimin kalkınma sayılamayacağını vurgulayan Latifoğlu, “Üretilen zenginlik halka dönmüyorsa, ona kalkınma değil, birikim denir.

Kalkınmanın asıl ölçüsü insandır. Eğitimin ve sağlığın yüksek kalitede, ücretsiz ya da çok düşük bedelle sunulmasıdır. Barınmadır, ulaşımdır, temiz sudur, güvenli gıdadır. Sosyal harcamalar bir yük değil, bir yatırımdır.” dedi.

Batı’nın bize borç ve savaş sunduğunu belirten Latifoğlu “Asya’nın yükselişi başka bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor: Altyapı, üretim, insanın refahı ve bağımsızlık; hepsini birbirine bağlayan bir plan. Türkiye bu yolu ilk deneyenlerden biriydi.

Şimdi geri dönme ve bölgemize öncülük etme zamanıdır.” diye konuştu.‘YÖNETİŞİMİN TEMELİNDE DEVLETLERİN EGEMEN EŞİTLİĞİ VAR’Barış Adıbelli Ali AlsaçYönetişimde egemen eşitlik ve kalkınma hakkını vurgulayan Aydınlık yazarı ve Endüstri Mühendisi Dr. Ali Alsaç, Türkiye’nin Asya’daki konumunu Nâzım Hikmet’in dizeleriyle anlatarak şöyle konuştu:“Nâzım Hikmet, ‘Dörtnala gelip Uzak Asya’dan / Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim’ dizeleriyle, yaşadığımız toprakları Asya’nın bütünlüğü içinde anlatır.

Biz de coğrafyamızı bu bütünlük içinde değerlendiriyoruz. Türkiye’yi, Asya ülkelerini birbirine yakınlaştıracak ortak bir geleceğin kuruluşunda bir başlangıç noktası olarak görüyoruz. Bu nedenle bugün ele aldığımız bölgeyi Batı Asya olarak adlandırıyoruz...

Bizim açımızdan yönetişimin temelinde devletlerin egemen eşitliği, halkların kalkınma hakkı ve insanlığın ortak geleceğine karşı sorumluluk bulunmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik olanaklarının daha fazla değer üretmesini ve bu değerin toplumsal kalkınmayı desteklemesini sağlamalıyız...

Kaynaklar üzerinde askerî güçle hâkimiyet kurma çabaları, ülkelerin bağımsız gelişmesini engellemektedir.”ABD ÜSLERİNİN AMACIKüresel Yönetişim Girişimi üzerine konuşan Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli, bölgedeki monarşik yapılara ve ABD varlığına dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu:“Orta Doğu’da yönetişimin yeniden inşası, diplomatik uzlaşmanın sağlanmasından veya savaşta zarar gören kurumların yeniden işler hâle getirilmesinden daha fazlasını gerektirmektedir.

Bu süreç; otorite, güvenlik, kalkınma ve siyasal meşruiyet arasındaki etkileşimin ulusal ve bölgesel sınırları aşan boyutlarıyla yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından Eylül 2025’te açıklanan Küresel Yönetişim Girişimi, söz konusu sorunların incelenebileceği bir çerçeve sunmaktadır...

Monarşilerin hakim olduğu Orta Doğu’da kurumları öne çıkarmak zordur. Hanedanlıklar kendilerini korumak için örneğin ABD gibi büyük güçlere sığınmaktalar. Bugün Orta Doğu’daki ABD üsleri devletleri dış tehditlere karşı korumak için değil iç tehditlere yani kendi halklarına karşı korumak için vardır.

Başkanlığının birinci döneminde Trump’ın Suudi Arabistan Kralına söylediği söz halen hafızalarımızdadır: ‘ABD olmazsa o tahtta 15 gün dahi oturamazsın.’”‘ÇİN NORM SORGULAYICI BİR GÜÇ’Cem Karadeli Serhat LatifoğluÇin Halk Cumhuriyeti’nin küresel norm oluşturma çabalarını aktaran ANKASAM Başdanışmanı Prof. Dr.

Cem Karadeli, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:“Çin Halk Cumhuriyeti, son on yılda dünya siyasetine daha farklı bir bakış getiren bir devlet oldu. Küresel yönetişimde norm belirleyici aktörler Amerika Birleşik Devletleri ve son zamanlarda onun bu konuda önünde yer alan Avrupa Birliği iken, Çin Halk Cumhuriyeti de küresel yönetişimde norm belirleyici, en azından norm sorgulayıcı bir güç olarak ortaya çıkmaya başladı...

Çin Halk Cumhuriyeti önce Kuşakyol Projesi ile, ardından da Küresel Güvenlik İnisiyatifi, Küresel Kalkınma İnisiyatifi ve Küresel Uygarlık İnisiyatifi aracılığıyla mevcut normları kendi bakış açısına göre yorumlayıp yeni normatif fikirleri dünya gündemine yerleştirme konularında önemli mesafe almıştır... Öte yandan, 2026 Hürmüz Krizinin, yani İran – ABD Çatışmasının Küresel Kalkınma İnisiyatifi için getirdiği bir katkı, Çin Halk Cumhuriyetinin ‘ortak gelecek’ söyleminin uzun vadede herkes için olumlu sonuçları olacak bir fikir, bir normatif değer oluşturabileceğinin zihinlerde yerleşmeye başlamasıdır.”KÜRESEL HEDEFE MİLLİ YOLKüresel Medeniyet İnisiyatifi’nin ulusal ayaklarına değinen Teori Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Kuntay Gücüm, milli kalkınma yollarının önemini şu sözlerle açıkladı:“Çin Devlet Başkanı Sayın Xi Jinping’in 2023’te ortaya attığı Modernleşme Yolunda El Ele Vermek veya Küresel Medeniyet İnisiyatifi bazı temel kavramlara dayanıyor: İnsanı merkeze alan yeni bir çağdaş toplum projesi, bağımsızlık ilkesi ve ulusallık/millilik.

Her toplumun, milli yoluyla bu küresel inisiyatife katılması. Sayın Xi Jinping ‘modernleşme, yalnızca birkaç ülkenin elinde bulunan özel bir tekel değildir.’ diyor. Yani Batılılara benzemek, onları taklit etmek, Batıcılık değildir.

İnisiyatif küresel, yeni toplum projesi küresel bir proje; ama oraya giden yol milli. ‘National’ olunmadan enternasyonal de olunamıyor... Sayın Xi Jinping ‘Başkalarının lambasını söndürmek, insanı daha parlak göstermez’ diyerek, mazlumlar dünyasının ve gelişmekte olan ülkelerin maruz kaldıkları hegemonyaya köklü bir eleştiri yaptı ve Orta Doğu’da yaşayanlar, lambaları yakan petrol burada üretilse de lambaları söndürülenler oldu.”‘SORUNLARI BÖLGE AKTÖRLERİ ÇÖZMELİ’Bülent Kuşoğlu Oktay Bingöl Ali ÖzgündüzTBMM 24.

Dönem Milletvekili Ali Özgündüz, “Orta Doğu Güvenlik Açmazı ve Çözüm Arayışları” başlıklı sunumunda bölgedeki temel güvenlik krizlerini ele aldı: “Almanya Başbakanı Merz geçen Haziran ayında, İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarına ilişkin diyor ki; ‘bu, İsrail’in hepimiz adına yaptığı kirli bir iş.’ ABD’nin önceki Başkanı Biden; ‘İsrail olmasaydı onu icat etmemiz gerekirdi’ şeklindeki açıklamasıyla İsrail’in, ABD’nin bölgedeki hegemonya hedefleri, enerji kaynaklarını ve stratejik lojistik yollarını kontrol için ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. İsrail bu haliyle aynı zamanda ABD ve batılı emperyal güçlerin bölgedeki jandarmasıdır.

2025 yılı Haziran ayında ABD-İsrail’in, bölgedeki Arap ülkelerindeki üsleri de kullanarak İran’a yönelik haksız saldırıları, sadece İran’ın direnişini kırmak, İran’ı parçalamak, İran’ın enerji kaynaklarını sömürmek olmayıp, bunlarla beraber Çin’i çevreleme, enerji kaynağını ve Kuşak-Yol projesinin güney koridorunu kesme hedefini de amaçlamaktadır.“Bölge sorunları, bölge aktörleri tarafından çözülmelidir. Ülkelerin birbirlerinin egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine saygı esasıyla, Batı Asya ülkeleri güvenliklerini kendileri sağlamalı ve her türlü müdahaleye karşı ortak tutum takınarak dış müdahaleleri önlemelidirler.

Askeri odaklı ittifaklar yerine ekonomik kalkınma odaklı dayanışma, güvenlik mimarisini kökten değiştirir.”‘DIŞARIDAN DAYATILAN MODELLER İŞLEMEZ’Orta Doğu Güvenlik ve İşbirliği Mimarisi (ODGİM) modelini sunan Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Emekli Tuğgeneral Prof. Dr.

Oktay Bingöl de bölgede dışarıdan dayatılan modellerin işleyemeyeceğini vurgulayarak şunları kaydetti:“Orta Doğu’da kalıcı istikrar, yeni bir bölgesel hegemonya veya dışarıdan dayatılan bir düzenle değil; güvenlik, ekonomik işbirliği ve toplumsal meşruiyeti birleştiren kapsayıcı kurumlarla sağlanabilir. Bilindiği üzere, Orta Doğu günümüzde savaşlar, vekâlet çatışmaları ve dış müdahalelerle anılmaktadır.

Oysa bu coğrafya, tarih boyunca uzun süreli ve istikrarlı siyasi düzenlere ve gelişmiş ticaret ağlarına ev sahipliği yapmıştır... ODGİM, NATO benzeri bir askerî ittifak ya da belirli devletlere karşı oluşturulacak bir blok değildir.

Birbirlerini tehdit olarak algılayan ülkelerin bile katılabileceği kapsayıcı bir platformdur. Temel ilkesi şudur: Hiçbir devlet, kendi güvenliğini diğer devletlerin kalıcı güvensizliği üzerine inşa etmemelidir... Orta Doğu’nun ihtiyacı, çatışmalar devam ederken bile barışın koşullarını üretebilecek bir güvenlik mimarisidir.

Asıl mesele devletler arasındaki rekabetin askerî çatışmaya dönüşmeden nasıl yönetileceğidir.”

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: aydinlik.com.tr
Haber metni ve görseller aydinlik.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 31 Ekim 2026 21:06 · Kaynak: aydinlik.com.tr
Kaynağı Oku ↗