Türkiye Gıda İnovasyon Vadisi kuruldu
İnovasyon, Türk Dil Kurumu’ndaki ifadesiyle yenileşim; heyecan veren bir kelime... Esas anlamı “sadece yeni bir buluş veya fikir üretmek değil, bu yeni fikrin uygulanarak toplumsal, ekonomik veya ticari bir faydaya, değere dönüştürülmesi.” Kapsamı ise “ürün, hizmet ve iş modeli yöntemlerinde yapılan yeni ya da iyileştirilmiş çalışmaların sürekliliğini hedeflemesi” gibi önemli noktalara dikkat çekiyor.
Aslında yenileşime hayatımızın her alanında ihtiyacımız var. İnsan doğasının temel gereği: her gün gelişmek, daha çok çalışmak ve öğrenmek.8 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde Gıda, İçecek ve Tarım Politikaları Araştırma Merkezi (GİFT) tarafından düzenlenen 5.
Gıda İnovasyon Zirvesi’nde yenileşim kavramının derinlerine inen birbirinden değerli oturumlara tanık olduk. İnovasyonun heyecanı, gıdanın yenileşimi ile birleşince gıdanın geleceğine dair umutlarımızı yeşerten bilgiler edindik.
Yazarımız Akyol (soldan beşinci) toplantıya, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve BIRLESTIRDiyetetik Bölümünü temsilen katıldı. Aslında, bu toplantıda kalp atışlarımızı hızlandıran en önemli oturum GİFT’in destekleri ile ülkemizin birbirinden değerli on üniversitesinin güçlerini birleştirerek “Türkiye Gıda İnovasyon Vadisi”nin temellerini atmış olmasıydı.
Artık ülkemizin bilim dünyasından elde ettiği bulgularını üretim gücüyle birleştirerek ulusal marka değerini daha kıymetli noktalara taşıyabilecek bir yenileşim vadisi var. ANADOLU’NUN KAYNAKLARIPeki, Türkiye Gıda İnovasyon Vadisi neden elzem ve ivedi olarak geliştirilmesi gereken bir platformdu?
İlkokul kitaplarımızdan aklımıza kazındığı gibi Türkiye üç tarafı denizlerle kaplı, dört mevsimin yaşandığı, bereketli topraklara sahip olan ve üretim potansiyeli çok yüksek olan cennet gibi bir ülke... Yüzyıllardır topraklarımızda üretip, mutfaklarımızda kullanmakta olduğumuz besinleri coğrafyamızın kadim gelenekleri ve teknikleri ile harmanlayan kültürel miras özelliğindeki tariflere sahibiz.
Ne yazık ki günümüzde üretilen ürünün tüketici ile buluşması arasında geçen uzun ve yorucu yol, bizlere bu mirasın değerlerini unutturmaya başladı. Gıda ekonomisinin geldiği son nokta ve gıda güvenliği ile ilgili ortaya çıkan tartışmalar yetmezmiş gibi bir de uluslararası kaynakların rekabet gücü nedeniyle oluşan haksız ama kuvvetli dayatmalar ulusal besin kaynaklarımızın tüketici gözündeki değerini azalttı.
ARTIK UMUDUMUZ VARDiğer taraftan, Beslenme Bilimleri uluslararası bilim arenasında “fonksiyonel besin” kavramı ile bizlerin yüzyıllardır topraklarında üretmekte olduğu kaynakların ya da Antik Uygurlar Dönemi’nde tohumları atılan yerleşik hayata geçiş süreci ile kullandığı besin saklama yöntemlerinin bugün sağlığın korunmasında ve hastalıkların önlenmesinde ne kadar önemli etmenler olduğunu gün yüzüne çıkarttı. Dolayısıyla bilimsel veriler, sağlığın korunması ve geliştirilmesinde “anneannelerimizin tarhanası”, “Karadenizimizin somonu” ya da “Anadolu’nun siyez buğdayı” gibi kaynakları yüceltirken, günümüzün üretim teknolojileri ile bu değerlerimizi daha zengin, daha güçlü ve toplum sağlığına daha fazla katkı sağlayabilecek kaynaklara dönüştürme potansiyelimizin geliştirilmesi gerekliydi. Yenileşimin heyecanıyla, artık bu umudumuz var...
Kategori: Genel
Yayın: 25 Ekim 2026 21:06 · Kaynak: aydinlik.com.tr