Asla tekdüze değil’
- Berna Güzey,’Bir Otel Odasının Hatıraları’ adlı yeni kitabıyla okuru sıra dışı bir edebi yolculuğa çıkarıyor
Türk edebiyatında kurgu ve biçim denemeleri, yazarın dil ile kurduğu cüretkâr ilişkinin en somut yansımalarından biridir. Berna Güzey, yeni öykü kitabı ‘Bir Otel Odasının Hatıraları’nda yalnızca Anadolu’nun farklı köşelerindeki insan manzaralarını resmetmekle kalmıyor; aynı zamanda cansız nesneleri anlatıcı koltuğuna oturtarak gerçekliğin sınırlarını esnetiyor.
Kitabın son bölümünde ise okuru şaşırtıcı bir dil oyununa davet ederek, sadece ‘K’, ‘S’ veya ‘M’ harfleriyle başlayan kelimelerden oluşan öykülerle Türkçenin zenginliğini bir kez daha kanıtlıyor. Hayatın içinden usulca geçip giden “Kayıtsız Kâmil Efendi”nin fıtratını, psikolojik şiddete zarafetle direnen kadınları ve yazma eyleminin sınırlarını Berna Güzey ile konuştuk.- Öykülerinizde Trabzon’dan Erzurum köylerine, Ankara’nın eski mahallelerinden adliye koridorlarına uzanan güçlü bir memleket coğrafyası var.
Anadolu’nun bu farklı köşeleri yazarlığınızı ve insanınızı nasıl şekillendirdi? Ömrümün ilk altı yılını babamın asker, annemin de öğretmen olması sebebiyle Erzurum’da geçirmem haricinde hep, doğduğum şehir Ankara’da yaşadım.
İlkokul birinci sınıfı da bu sebeple Erzurum’un Kahramanlar Köyünde okudum. Küçüktüm ama çok fazla sahne var o yıllardan gözümün önünde. Elbette sonrasında memleketimizin birçok yerini de elimden geldiğince görüp tanımaya çalıştım.
İnsan tabiatının arka planını merak, gözlem, farklılıkları anlamaya gayret karakter oluşturmada çok faydalı. Yazarın hayal gücü bu kaynaklardan beslenmezse yavan kalır. Bu memleketin insanı çoğu zaman durgun sulardan çok dalgalı denizlerde yüzmüş ama asla tekdüze değil.
Sanıyorum; kendimden ve onlardan karıştırıp yoğurduğum bir hamur neticesinde şekilleniyor yazdıklarım. NESNELERE DUYGU ATFETMEK- Kitaba adını veren öyküde bir otel odasını, deprem öyküsünde ise bir kediyi konuşturuyorsunuz.
İnsan acısını bir duvarın veya hayvanın gözünden anlatmak hikâyeye ne kattı? Yazmak öyle bir özgürlük ki önünüzdeki kâğıda beyninizin evrenindeki belki de kimisine göre “garipliği” aktarabilirsiniz. İnsanların genelde en korktuğu şeylerden biri fikirlerini söylerken budala gibi görünmek ve saçmaladığının düşünüldüğünü zannetmesidir, elbette cahil cesaretiyle ortaya atılanların kendini bilmezliği değil mevzubahis.
İşin aslı “saçmalamak”tan korkmadığın yer çok kritik bir nokta. Yazar sakilleşmediği sürece istediği kadar saçmalama hakkına sahiptir. Cansız nesnelere veya hayvanlara duygu atfetmek, onları dile getirmek yazarken beni heyecanlandırıyor.
Bu girift alemde dile gelme hakkı belki de sadece insanların değildir. BİR GÖLGE GİBİ:KAYITSIZ KÂMİL EFENDİ- Kayıtsız Kâmil Efendi duruşmalardaki hiçbir acıya tepki vermiyor. Kâmil Efendi’nin bu duyarsızlığı sadece kendi travması mı, yoksa toplumun giderek hissizleşmesinin bir yansıması mı?
Kâmil Efendi, mutsuz bir anımda uykuya dalmak üzere iken dünyaya karşı “kayıtsız” kalma arzumla ortaya çıkmış bir karakter. Neredeyse tüm hikâye vücudumun kıpırdayamaz ama zihnimin çok canlı olduğu saniyelerde ortaya çıktı.
Dünyada olan biten birçok şey bizim irademiz dışında. Tek İradenin yanı sıra milyonlarca insanın birbiriyle çarpışan iradesiyle de dönmeye çalışan bu dünyayı seyrediyor Kâmil Efendi. Duyarsızlıktan ziyade, dahil olmaya çalışmıyor.
Hayata karışmadan usulca yaşayıp bir gölge gibi terk niyetinde bu alemi. Kibri veya ataleti değil sebep. O bir seyirci. Fıtratı sebebiyle de durgunluğu; olan ya da olabilecek hiçbir şeye karşı şaşırmamasından dolayı. Acının da sevincin de doruklarda yaşanması Kâmil Efendi’nin yapısında yok.
Öyle farklılıklar, öyle farklı insanlar var ki dünyada (olması da çok güzel ayrıca) nedenlerinin de sebebi belli değil. Yazarın hikâyede ya da romanda en çok üstünde durduğu ve belki de zorlandığı bir karakter çizebilmek.
Salt iyi veya kötü diyemeyiz onun için. Gelip geçen herhangi biri belki de. KADIN KARAKTERLERİN SESSİZ DİRENİŞİ- Öykülerinizdeki kadınlar maruz kaldıkları baskı ve şiddete bağırıp çağırarak değil, sessiz ve vakur bir kopuşla direniyor.
Kadın karakterlerinizin bu tavrı nereden geliyor? Bu sorunuza gülümsedim. Belki de asaleti ve zarafeti kadınların yansımasında görmek istiyorum. Aslında kadın erkek ilişkisi ana merkezli hikâyelerde kadınların verdikleri tepkiler benzer görünse de farklı.
Mesela; Deliymişim isimli hikâyede yaşadığı travmalar sonucunda bir kadın bize maalesef akıl hastanesinden sesleniyor, Sülük isimli hikâyenin kahramanı kadın ise kocasının üzerinde kurduğu baskıdan yıllar içinde yavaş yavaş kurtulup özgürlüğüne kavuşanlardan. Çamur adlı hikayedeki kadın işini kaybetmek uğruna da olsa gereken cevabı verip kendi yolunda ilerlemeyi tercih ediyor.
Evet, özellikle psikolojik şiddete maruz kalınan durumlarda büyük kavgaların faydasızlığını gören karakterler var bazı hikayelerde. Bu davranış şekilleri de onların tercihi. TÜRKÇENİN ZENGİNLİĞİNDE BİR HARF OYUNU- Kitabın sonundaki öyküleri sadece tek bir harfle başlayan kelimelerle yazdınız (B…, K…, S…, M…).
Türkçeyi böylesine zorlayan bir biçim denemesine neden ihtiyaç duydunuz? Harfler sestir ve bazen benim bir ses aklıma takılır. K sesi takıldı bir gece boğazıma. K harfi ile başlayan kelimeler arka arkaya sıralandı zihnimde.
Kara kabanlı kadın, kırık kanatlı karga, kocamış köpek ve Kâinatın Küresindeki Kabiller.- Türkçenin zenginliği sadece “K” sesiyle başlayan kelimelerle bir hikâye bir kurgu oluşturmaya müsaade eder miydi? İlk başta bir merakla başladı bu denemelerim diyebiliriz.
Daha sonra diğer harflerle çalışmalarım oldu. İşin en zorlayıcı tarafı kurguyu oluşturup bir hikâye ortaya çıkarmaktı. Ama zevk aldığım ve lisanımın mükemmelliğine tekrar hayran olduğum çalışmalardı.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 06 Kasım 2026 21:03 · Kaynak: aydinlik.com.tr