Habermetrik
← Ana Sayfa
02 Kasım 2026 04:55
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Cumhuriyet’in Halkçılığı: Herkes, herkes için!

Cumhuriyet’in Halkçılığı: Herkes, herkes için!
Görsel kaynağı: gazeteyenigun.com.tr
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü tarafından hazırlanan, devletin yönetim biçiminin Cumhuriyet olmasını öngören anayasa değişikliği Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülüyordu

29 Ekim 1923... Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü tarafından hazırlanan, devletin yönetim biçiminin Cumhuriyet olmasını öngören anayasa değişikliği Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülüyordu. Müftüsünden genç mebuslarına farklı konuşmacıların söz aldığı Mecliste, konuşmalar sırasında sıralardan coşkuyla yükselen seslenişti: “Yaşasın Cumhuriyet!”

29 Ekim, yalnızca Birinci Dünya Savaşı yenilgisinin ardından, yıllarca süren savaşların ve İstanbul Hükümetinin politikalarının sonucunda yoksul ve yoksun düşmüş, topraklarının önemli bir bölümü işgal edilmiş bir milletin dört yılı aşkın kurtuluş mücadelesinin sonucunda Cumhuriyet'i ilan ettiği gün değildir.

19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan, Amasya'da millet iradesine dönüşen, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde halkın temsilcileri aracılığıyla örgütlenen ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla ulusal egemenliğe dayanan Milli Mücadele, askeri zaferlerin ardından Lozan'daki diplomatik başarıyla bağımsızlığını uluslararası alanda güvence altına alma yolunda önemli bir aşamaya ulaşmıştır.

Ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet' in ilanıyla, saltanatın kaldırılmasının ardından egemenliğin millete ait olduğu yeni devlet düzeni Cumhuriyet'le taçlandırılmış; aklın ve bilimin rehberliğinde gerçekleştirilecek devrimlerle çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedefleyen yeni bir dönem başlamıştır.

Bu yıl Cumhuriyetimizin 103. yılını kutluyoruz. Coşkuyla ve gururla... Anıtkabir yine yediden yetmişe ziyaretçileriyle dolup taştı. Şehir merkezlerinde, köy meydanlarında, fener alaylarında bir araya geldik Cumhuriyet'e olan bağlılığımızın gücüyle. Ve 1923’te meclis sıralarından yükselen seslenişle hep birlikte haykırdık:

“Yaşasın Cumhuriyet!”

Bu nedenle bugün bu köşede, Cumhuriyet'in ilanıyla başlayan devrimlerin temelinde yer alan, halkı esas alan ve halkın yararını gözeten halkçılık ilkesine değinmek istiyorum. Çünkü Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, özellikle toplumcu, eşitlikçi ve halkçı anlayışından giderek uzaklaştığımızı düşünüyorum.

Oysa halkçılık, yalnızca Cumhuriyet'in altı temel ilkesinden biri değil; Cumhuriyet devrimlerinin toplumsal dayanağı, yurttaşlık bilincinin ve sosyal adalet anlayışının da temelidir. Halkı yalnızca yönetilen bir topluluk olarak değil, egemenliğin gerçek sahibi olarak gören bir anlayışın ifadesidir.

Halkı esas alan, halktan yana bir yönetim biçimi olan Cumhuriyetimiz, dini kimliklerin belirleyici olduğu ümmet anlayışından, din, dil ve etnik köken ayrımı gözetmeksizin vatandaşlık bağıyla birleşen bir millet anlayışına; padişaha bağlılıktan egemenliğin sahibi, hukuk önünde eşit ve özgür yurttaşlar olmaya uzanan tarihsel dönüşümün temelini oluşturmuştur.

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, askeri zaferlerle kazanılan tam bağımsızlığın, halk egemenliğinin ve ulusal birliğin ancak sosyal, iktisadi ve kültürel alanlarda gerçekleştirilecek devrimlerle ve ilerlemelerle kalıcı hale getirilebileceğine inanıyordu.

Nitekim Osmanlı Devleti'nin çok uluslu, çok dinli ve çok kültürlü toplumsal yapısından devralınan derin ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin yalnızca yönetim biçiminin değiştirilmesiyle ortadan kalkmayacağı açıktı. Yüzyıllardır eğitim olanaklarından yeterince yararlanamayan, üretmesine rağmen yoksulluk içinde yaşayan, devlet yönetiminde söz sahibi olamayan geniş halk kitlelerinin Cumhuriyet'in kazanımlarından eşit biçimde yararlanabilmesi gerekiyordu.

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca egemenliğin padişahtan millete geçmesi demek değildi. O egemenliğin sahibi olan halkın eşit koşullarda eğitimde, adalette, sağlıkta, ekonomide, kültürde ve toplumsal yaşamın her alanında güçlenmesi, kendi geleceğini belirleyebilecek olanaklara kavuşması demekti.

İşte halkçılık ilkesi, Cumhuriyet'in bu toplumsal dönüşüm anlayışının temelini oluşturuyordu. Hiçbir kişinin, ailenin, sınıfın ya da zümrenin ayrıcalıklı olmadığı, kanun önünde eşitliğin esas alındığı, devletin yalnızca belirli kesimlerin değil bütün yurttaşların yararını gözettiği bir toplum anlayışını ifade ediyordu.

Bu anlayışla gerçekleştirilen devrimlerde köyden kente uzanan eğitim ve kültür çalışmaları önemli bir yer tutuyordu. Özellikle devrimlerin toplum tarafından benimsenmesi ve halkın bu sürece katılımının sağlanması, demokrasinin toplumsal temellerinin güçlendirilmesi açısından da büyük önem taşıyordu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, halkın aydınlanması konusunda aydınlara düşen görevi de daima hatırlatmıştır. Aydınların bizzat Anadolu'nun her köşesinde halkla doğrudan temas kurmasını, halkı tanımasını, sorunlarını anlamasını, halkın bilgisizliğinden yararlanmak yerine onun bilgilenmesini ve bilinçlenmesini sağlamasını önemli bir vicdani sorumluluk olarak görmüştür.

Ülkenin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasında eğitimi en önemli aşamalardan biri olarak gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde, eğitime erişimin en güç olduğu kırsal kesimler de dahil olmak üzere ülke genelinde okuma yazma seferberliği başlatılmıştır. Açılan Millet Mektepleri ve Halkevleri, daha sonraki yıllarda kurulan Köy Enstitüleri, çağdaşlaşma yolunda eğitim ve kültür politikalarının halka ulaşmasında, toplumsal gelişmenin ve ulusal birliğin sağlanmasında önemli araçlar olmuştur.

Bu kurumlarda gerçekleştirilen kültür ve sanat çalışmalarında yurt sevgisi, çağdaşlaşma, ulusal birlik ve dayanışma gibi konuların yanı sıra toplumun farklı kesimlerinin sorunları da ele alınmış, halkın yalnızca eğitim olanaklarından yararlanması değil, kültürel ve toplumsal yaşamın etkin bir parçası olması da amaçlanmıştır. Halkın eğitsel ve kültürel gelişiminde,devrimlerin toplum tarafından benimsenmesinde kurulan dernekler, yayımlanan gazete ve dergiler de önemli yer tutmuştur.

Benzer bir yaklaşımı Cumhuriyet'in sanayileşme hamlesinde de görüyoruz. Kurulan fabrikalar yalnızca ülkenin kendi üretim gücünü ayağa kaldıran sanayi kuruluşları değil; Sümerbank'ın bazı fabrika yerleşkelerinde olduğu gibi lojmanları, sinema salonları, spor alanları, parkları ve sosyal tesisleriyle çalışanların aileleriyle birlikte refahını ve sosyal yaşamını güçlendiren merkezler olmuştur.

Cumhuriyet devrimlerine baktığımızda hemen hepsinin halka ve topluma dair kamusal politikalar olduğunu görüyoruz. Tarımdan sanayileşmeye, eğitimden kültüre, hukuktan sosyal yaşama kadar merkezinde insanın yer aldığı, bireyin gelişiminden toplumun ilerlemesine uzanan devrimlerdir bunlar.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, insanların birbirleriyle olan bağlarına ve toplumsal dayanışmaya da büyük önem vermiş bir liderdir. Özellikle Afet İnan'ın M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım adlı eserinde yer verdiği “Bağlılık” bölümünde aktarılan düşünceler, halkçılık anlayışının sosyal boyutunu anlamak açısından oldukça dikkat çekicidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, burada bütün insanların bir “içtimai vücudun azaları”, yani toplumsal bir bütünün birbirine bağlı parçaları olduğunu belirtirken, geçmişin ve bugünün nimetlerinden herkesin aynı derecede yararlanamadığına dikkat çekmektedir. İnsanların sahip oldukları varlığı yalnızca kendi emeklerine değil, kendilerinden önce yaşayan kuşakların birikimine ve içinde bulundukları toplumun ortak emeğine de borçlu olduklarını vurgulamaktadır.

Bu düşünceden hareketle insanlar arasındaki eşitsizliklerin azaltılmasını, din, dil, sınıf ve diğer farklılıkların toplumsal dayanışmaya engel olmamasını, ortak yaşamı güçlendiren bir birlik anlayışının geliştirilmesini önemsemektedir. Bunun da insanlığın barışa doğru ilerlemesinin önemli koşullarından biri olduğunu belirtmektedir.

Üstelik bu toplumsal dayanışmanın yalnızca bireylerin iyi niyetine bırakılamayacağını, kanunlarla ve kamusal düzenlemelerle güvence altına alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hatta bu sosyal güvencelere “devlet sosyalistliğine yaklaşarak” ulaşılabileceğinin ifade edilmesi, toplumsal refahın sağlanmasında devlete yüklenen sorumluluk açısından da oldukça dikkat çekicidir.

İş Kanunu, işyerlerinde sağlık koşullarının düzenlenmesi, bulaşıcı hastalıklara karşı koruyucu önlemler, hasta ve ihtiyar yoksullara sosyal yardım, işçilerin yaşlılık ve kazalara karşı sigortalanması, çiftçilere yönelik dayanışma kuruluşları, yardım cemiyetleri, ucuz konutlar, okul çocuklarının ihtiyaçlarının karşılanması ve bu tür kuruluşların devlet bütçesinden desteklenmesi Başkalarına yapılan iyiliğin de kötülüğün de yalnızca o kişiyi değil, toplumu etkilediği; insanların birbirlerinin yaşamlarından ve sorunlarından bütünüyle bağımsız olamayacakları anlatılıyor.

Ve bütün bu düşünceler, son derece anlamlı bir ifadede birleşiyor:

“Herkes kendi için” yerine “herkes herkes için”.

Nitekim Cumhuriyet devrimlerine baktığımızda da bu anlayışın izlerini görmüyor muyuz?

Köylünün üzerindeki ağır vergi yüklerinden biri olan aşarın kaldırılmasında, eğitim birliğinin sağlanmasında, kadınların toplumsal ve siyasal haklarının geliştirilmesinde, halkın okuma yazma öğrenmesinde, kültür ve sanatla buluşmasında, sanayileşmenin yalnızca üretim değil toplumsal gelişme meselesi olarak ele alınmasında hep bu düşüncenin yansımalarını görüyoruz.

Bugün Cumhuriyetimizin 103. yılında, halkçılık ilkesinden ne kadar uzaklaştığımızı bu yönüyle de sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum.

Cumhuriyet'in ilanıyla başlayan eğitim seferberliğinin üzerinden bir asır geçmişken hâlâ çocukların nitelikli, laik, bilimsel ve kamusal eğitime eşit koşullarda erişemediğini, pek çok çocuğun okuluna aç gittiğini, ailelerin çocuklarının eğitim masraflarını karşılamakta zorlandığını, gençlerin gelecek kaygısıyla yaşadığını, çalışanların ve emeklilerin insanca yaşam koşullarına gibi düzenlemelere duyulan ihtiyaç üzerinde durulmaktadır.

Bu önerilerin toplumsal sorumluluğu artırırken bireysel sorumluluğu zayıflatacağı yönündeki eleştirilere de yanıt aynı bölümde yer verilmektedir. Ancak bu eleştirilere karşı ortaya konulan düşünceler, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken önemli bir toplumsal anlayışı ifade ediyor.

erişmekte güçlük çektiğini görüyoruz.

Oysa Cumhuriyet'in halkçılık anlayışı, halkı yalnızca seçimlerde egemenliğin sahibi olarak görmekle sınırlı değildir. Halkın eğitim, sağlık, barınma, çalışma ve kültürel yaşama katılım gibi temel haklardan eşit biçimde yararlanabilmesini sağlayacak koşulların oluşturulmasını da gerektirir.

Bir çocuğun okuluna aç gitmemesi, ailesinin ekonomik durumundan bağımsız olarak laik, bilimsel, nitelikli eğitime erişebilmesi, bir gencin geleceğini özgürce kurabilmesi, çalışanların ve emeklilerin insanca yaşayabilmesi yalnızca bireysel meseleler değil, toplumsal ve kamusal sorumluluklarımızdır.

Cumhuriyet'in kazanımlarını yıldönümlerinde coşkuyla kutlarken, o kazanımların herkes için erişilebilir olup olmadığını da sorgulamak zorundayız. Çünkü halkçılık, yalnızca halktan söz etmekle değil, halkın yaşam koşullarını iyileştirmek, toplumsal eşitsizlikleri azaltmak ve ortak refahı büyütmek için gösterilen çabayla anlam kazanır.

Halk egemenliği, yalnızca halkın yönetimde söz sahibi olmasıyla değil, o halkın insanca yaşayabileceği koşullara, eşit haklara ve fırsatlara sahip olmasıyla anlam kazanır.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, halkçılık ilkesini yeniden düşünürken Afet İnan'ın aktardığı o dayanışma anlayışını da hatırlamamız gerektiğine inanıyorum.

“Herkes kendi için” yerine “herkes herkes için”.

Cumhuriyet'in halkçı, toplumcu ve eşitlikçi ruhunu yaşatmak, belki de her şeyden önce bu anlayışı yalnızca sözlerimizde değil, toplumsal yaşamın her alanında var edebilmekten geçiyor.

Bu sorumlulukla,

“Yaşasın Cumhuriyet!”

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazeteyenigun.com.tr
Haber metni ve görseller gazeteyenigun.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Sağlık
Yayın: 02 Kasım 2026 04:55 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr
Kaynağı Oku ↗