Biz Neden Yön Değil de Şehir Söyleriz?
- Okuduğum bir çok yabancı romanlarda kafama takılam şey karakterlerden biri valizini toplarken heyecanla "Batıya gidiyorum!" diyor, başka bir bölümde "Kuzeyde havalar nasıl?" diye soruyor
Okuduğum bir çok yabancı romanlarda kafama takılam şey karakterlerden biri valizini toplarken heyecanla "Batıya gidiyorum!" diyor, başka bir bölümde "Kuzeyde havalar nasıl?" diye soruyor. Sade Romanlarda değil sinema filmlerinde de sık duyduğumuz cümleler aslında.
Adamların bir yerden bir yere giderken, hayatlarını değiştirirken pusula ellerindeymiş gibi yönlerle konuştuklarını fark ettim: "Güneyden geldik", "Batıya sürüyoruz"…gibi
Sonra durup bizim edebiyatımızı, sinemamızı, dizilerimizi, hatta günlük muhabbetlerimizi düşündüm. Bizde hiç "Ben biraz batıya doğru açılacağım" ya da "Kuzeye gidip şansımı deneyeceğim" diyen birine rastladınız mı? Bizde işler hep şehirlerle yürür: "İstanbul’a gidiyorum", "Ankara’ya atandım", "Memlekete dönüyorum".
İnsan merak ediyor tabii, "Neden acaba?" deyip biraz kurcaladım bu meseleyi. Meğer işin arkasında sandığımızdan çok daha derin coğrafi ve kültürel sebepler varmış.
Öğrendiğim ilk şey, Batı’daki o devasa coğrafi yapı ve şehir planlaması oldu. Özellik Amerika ve Kanada gibi ülkelerde şehirler cetvelle çizilmiş gibi "ızgara" modeliyle kurulmuş. Sokakların adı bile "Doğu 42. Cadde" ya da "Kuzey Bulvarı"ymış.
Yani adamlar çocukluktan itibaren yönlerle düşünmeye alıştırılıyormuş. Yön duygusu zihinlerine öyle bir kazınmış ki, ister istemez okuduğumuz o romanların diline, günlük konuşmalarına yansıyormuş.
Bizde ise durum bambaşka… Anadolu coğrafyası dağlık, engebeli ve binlerce yıllık organik bir yapıya sahip. Bizde yol tarifleri bile pusulayla değil, nirengi noktalarıyla yapılıyor "Caminin yanından sola sap, yokuş aşağı in, fırını geçince sağda." Yön kavramı zihnimizde hiç o kadar "matematiksel" bir yer tutmamış anlayacağınız.
İşin bir de sinematik ve kültürel mitoloji boyutu varmış ki en ilgi çekici kısmı orası. Hollywood yapımlarında yönlerin meğer çok güçlü sembolik anlamları varmış. Örneğin "Batı" (West), meşhur Wild West kültüründen geliyor; özgürlüğü, medeniyetten kaçışı ve sıfırdan başlamayı temsil ediyormuş.
Bir karakter "Batıya gidiyorum" dediğinde aslında seyirciye "Hayatımda yeni bir sayfa açıyorum" mesajı veriliyormuş. "Güney" sıcaklığı, muhafazakarlığı ya da yavaşlayan hayatı; "Kuzey" ise soğuk iş dünyasını ve büyük finans merkezlerini simgeliyormuş.
Peki bizim hikayelerimizde durum neymiş? Bizim kültürümüzde ve ister romanlarımız ister sinemamızda yönlerin böyle soyut felsefeleri oluşmamış. Bizim kırılma noktalarımız pusulanın iğnesinde değil, doğrudan toplumsal olaylarda ve şehirlere saklanmış
Yeşilçam’ı ya da klasik Türk romanlarını şöyle bir hatırlayın; karakterler hiçbir zaman "Kuzeybatıya gidiyorum" dememiş. Bütün o büyük göç hikayeleri tek bir cümleyle özetlenmiş: "Taşı toprağı altın İstanbul’a gidiyorum!" Ya da hayal kırıklıkları, tükenmişlikler son bulduğunda yön aranmamış; doğrudan "Memlekete/Sılaya" dönüyorum demiş.
Bizde "Güney" bile sadece Ege-Akdeniz sahilleri, yani "yazlık/tatil" anlamına gelirken kuzey ise aklımıza soğuk bir yön değil, Karadeniz’in sisli yaylaları ve memleket bağları geliyor.
Yani biraz araştırınca gördüm ki; Batılı yazar da sinemacı da uçsuz bucaksız coğrafyasında yönlerle iz sürerken, biz insanımızla, göçümüzle ve şehirlerimizin kimliğiyle hikaye anlatmışız. Onlar pusulanın dilini konuşmuş, biz ise memleketin dilini konuşmuşuz.
702px)" srcset=" Tatile Gitmek İsteyenlere İyi Haber: Erken Rezervasyonu Kaçırmayın 702px)" srcset=" Kış Gelmeden Evde Kontrol Edin! 8 İhmal Büyük Masraf Çıkarabilir 702px)" srcset=" En Yüksek Aidatı Alan Banka Belli Oldu!
O Bankada Hesabınız Var mı? 702px)" srcset=" Yozgat’ın Yetiştirdiği Büyük Şair Gülten Akın!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kategori: Genel
Yayın: 05 Kasım 2026 05:03 · Kaynak: yozgatcamlik.com