Polonya mucizesi’nin arkasındaki güvencesiz emek
- Edirne/Edirne-İl Merkezi: Sermaye krizin faturasını işçiye kesiyor
Polonya 2026 yılı itibariyle Avrupa’daki en büyük altıncı ekonomi. Bu ekonomik başarının arkasındaki dinamikler ise yakından incelemeyi gerekli kılıyor. 2008 yılından bu yana hızla büyüyen Polonya ekonomisi yıllık ortalama%3-5 bandında büyüyerek Batı Avrupa ile arasındaki kişi başına düşen gelir farkını en hızlı kapatan AB ekonomisi oldu.
Ayrıca Polonya 2008 ekonomik krizinden etkilenmedi ve%1,6 oranında büyüme kaydederek Avrupa Birliği ülkeleri arasında pozitif büyüyen tek ülke olarak karşımıza çıktı. 2008 krizi ve sonrasını Avrupa genelinde olağandışı büyüme sayılarıyla kapatan Polonya’nın bunu nasıl başardığı birçokları için bir soru işareti.
Ana akım iktisat anlatısı bu “büyüme mucizesini” çoğunlukla 2007–2013 döneminde GSYH’nin yüzde 22’sine ulaşan 68 milyar avroluk devasa AB fonlarına, Alman tedarik zincirine eklemlenmeye, dış ticaret payının yüzde 94’e fırlamasına ve Zloty’nin yüzde 30 devalüasyonu ile genişletilen bütçe açığının sağladığı kriz direncine bağlıyor. Ancak sayılan bu makroekonomik etkenlerin krizi savuşturup büyümeyi sürdürebilmesinin asıl ön koşulu, şirketlerin iflas etmemek adına maliyetleri doğrudan işçinin sırtına yıkabileceği kurumsal bir zeminin inşa edilmiş olmasıydı.
İşte bu madalyonun arka yüzünde, makro tablonun sürdürülmesini sağlayan çok daha temel ve yapısal bir temel bulunuyor: İş gücü piyasasının acımasızca esnekleştirilmesi ve faturanın doğrudan emekçiye kesilmesi.‘İŞGÜCÜ PİYASASININ ESNEKLEŞMESİ’Polonya’nın 2008 kriziyle baş etme stratejilerinden en önemlisi, işçilere İş Kanunu Sözleşmesi yerine Borçlar Kanunu sözleşmesinden yararlanarak imzalatılan “çöp sözleşmeler” diye nitelendirilen sözleşmelerdir. Normal şartlarda İş Kanunu Sözleşmesi, işçi ile işveren arasında imzalanan; devletin çalışma saatlerini sınırladığı, hafta sonu ve yıllık ücretli izinleri garanti altına aldığı, işten keyfi çıkarmaları engelleyen standart ve görece korumacı bir yapıdır.
Borçlar Kanunu Sözleşmesi ise teknik olarak bir işçi sözleşmesi değildir; bir şahıs şirketiyle ya da bağımsız bir esnafla yapılan ticari bir anlaşma gibidir ve tamamen Borçlar Hukuku kurallarına tabidir. Elbette kriz öncesinde de bu tarz sözleşmeler mevcuttu ve AB genelinde bu tarz sözleşmeler birçok ülkede kullanılmaya devam edilmekte, ancak 2008 kriziyle Polonya’da sermaye ve devletin ortak hareketiyle, bu esnek yapı kurumsal bir sömürü düzeni halini aldı.2008 KRİZİNİN FATURASI EMEKÇİLERE KESİLDİKriz Polonya’ya geldiğinde sermayedarlar maliyeti kısmanın yollarını aradı.
Standart iş sözleşmelerinin getirdiği kıdem tazminatı, ihbar süresi ve sosyal güvenlik primleri gibi yükümlülüklerden kaçınmak için işverenler, işe yeni alacakları ya da mevcut çalışanları İş Kanunu korumasının dışına iterek Borçlar Hukuku kapsamındaki bu güvencesiz sözleşmelere yönlendirdiler. İşçi ve işverenin sözde “eşit” kabul edildiği ama fiilen işçiyi tamamen güvencesizleştiren bu sözleşmelerle işverenlerin pazarlık gücü katbekat arttı.
Küresel krizle birlikte başlayan bu tırmanış 2013-2014 yıllarına kadar kesintisiz ve agresif bir şekilde yükseldi. Çöp sözleşmelerle çalışanların oranı 2014 yılında toplam istihdamın%27’sine ulaştı ve Polonya bu oranla tüm Avrupa Birliği’nde açık ara zirveye yerleşti.
YENİ SÖZLEŞMELERİN GERÇEK YÜZÜAncak görülen o ki ortada masum bir “istihdam esnekliği” mevcut değildi. İşçinin elindeki tüm yasal imkanları ortadan kaldıran bir sömürü mekanizması kuruldu. 2016 yılına kadar bu tip sözleşmelerde yasal asgari ücret zorunluluğu dahi bulunmuyordu.
İşverenler, işçiyi olabildiğince düşük saatlik ücretleriyle işçi çalıştırmakta hiçbir yasal engele takılmıyordu. Bu durum ancak 2016’da getirilen saatlik taban ücret düzenlemesiyle kısmen frenlenebildi. Sosyal güvenlik primleri ya hiç ödenmedi ya da sembolik düzeyde tutuldu.
Özellikle Eser Sözleşmesi kapsamında sağlık sigortası isteğe bağlı bırakıldığı için yüz binlerce emekçi en temel kamu sağlık hizmetlerinden fiilen mahrum bırakıldı. İş güvencesi ise tamamen sıfırlandı. İşe iade, haksız fesih tazminatı, ihbar ve kıdem hakkı gibi kazanımların hiçbiri bu sözleşmelerde geçerli değildi.
Patron, dilediği an tek bir sözüyle işçiyi kapının önüne koyabiliyordu. Ayrıca İş Kanunu’nun belirlediği azami çalışma saatleri, zorunlu dinlenme aralıkları ve ücretli yıllık izin hakları Borçlar Hukuku’nda tanınmadığı için acımasız bir aşırı mesai yaptırma yasal kılıfa da uydurulmuş oldu.
Hukuki arayışların da önü baştan kesildi. İşçiyi koruma ilkesiyle çalışan, masrafsız iş mahkemeleri yerine emekçiler; tarafları yalnızca biçimsel olarak “eşit” kabul eden, yıllara yayılan ve masraflı genel hukuk mahkemelerine mahkûm edildi.
Üstelik 2019 yılındaki yasal değişikliğe kadar bu sözleşmelerle çalışanların sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı dahi bulunmuyordu. POLONYA İŞÇİLERİNİN MÜCADELESİNitekim araştırmacı Maciej Panków’un Eurofound raporunda aktardığı üzere, 2011 yılına gelindiğinde çöp sözleşmelerin getirdiği tabloya karşı sendikal cephede ciddi bir direniş patlak verdi.
OPZZ ve Solidarnosc gibi ülkenin en büyük işçi sendikaları sokağa çıktı, dönemin Donald Tusk hükümetinin krizi ve riskleri tamamen emekçinin sırtına yıkan bu politikalarına ve çöp sözleşmelere karşı geniş çaplı kampanyalar başlattı; hatta konuyu Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) taşıma kararı aldı. Ancak Lewiatan ve BCC gibi işveren örgütleri, kriz ortamında bu “esnekliğin” zorunlu olduğunu savundular.
Örneğin BCC Başkan Yardımcısı Zbigniew Zurek, medeni hukuk sözleşmesiyle çalışanların sendikalara üye olmasına karşı çıkarak bu kişilerin sendika yerine en fazla dernek kurabileceğini ifade etti. Örgütlenmesi dahi yasa dışı sayılan bu prekaryalaşmış işçi sınıfının, dayatılan koşullarda yalnız hayatta kalmaya çalışmaktan başka hiçbir seçeneği kalmamıştı.
Böylece sermaye; kolektif pazarlık gücünden tamamen arındırdığı, atomize ettiği ve yalnızlaştırdığı devasa bir prekarya ordusu yaratarak 2008 krizinin faturasını bu güvencesiz kitleye kesti. GÜVENCESİZLİK TEŞVİK EDİLDİSermayenin bu esnekliği “teknoloji çağının getirdiği serbest çalışma özgürlüğü” gibi pazarlaması da anlamlı değildir.
Dünya Bankası raporlarının da ortaya koyduğu üzere çöp sözleşmeler; yüksek teknolojili yazılımcılardan ziyade en çok temizlik, yemek ve güvenlik işçilerine dayatıldı. Hatta kamu sektörü dahi açtığı ihalelerde maliyeti kısmak için bu güvencesiz sözleşmeleri teşvik etti.
Düzenli bir iş güvencesi ve emeklilik hakkı olmayan, bankaların kredi dahi vermediği bu yüz binlerce genç çalışan; yalnızca işyerinde değil, bir ev kurma ve geleceğini planlama hakkından da bütünüyle mahrum bırakıldı. SÖMÜRÜ, SİSTEM İÇİNDE ‘NORMALLEŞTİRİLİYOR’Aradan geçen yıllarda artan işgücü kıtlığı, sendikal baskılar ve 2016 sonrasında getirilen saatlik taban ücret ve prim zorunlulukları sayesinde çöp sözleşmelerin payı yüzde 27’lik zirvesinden 2025 yılında yüzde 15’ler seviyesine geriledi.
Ancak Polonya sermayesi güvencesizlik arayışından tamamen vazgeçmiş değil. Polonya ekonomisi “Avrupa’nın büyüme şampiyonu” unvanını korusa da, o büyümenin temel harcında yer alan kurumsal esneklik ve emek sömürüsü biçim değiştirerek varlığını sürdürüyor.
Karol Muszynski’nin yukarda da bahsedilen makalesinde dikkat çektiği üzere bu tablonun arkasında, hem liberal hem de muhafazakâr hükümetlerin köklü bir reform yapmak yerine parçalı düzenlemelerle sömürüyü sistem içinde “normalleştirmesi” yatıyor. Saatlik taban ücret ve prim zorunluluğu getirmek gibi adımlarla, çöp sözleşmeler tasfiye edilmek yerine standart istihdama yasal ve kalıcı bir alternatif haline getirildi.
Hatta geçici iş ajansları ile tarım sektöründeki yeni istisnalarla bu güvencesizlik devlet eliyle kurumsallaştırıldı. En temel iş gücü kazanımlarını ve finansal güvenceyi dışlayan bu kurumsal yapı, Polonya’nın makro büyüme anlatısının ardında derin bir iş gücü piyasası ikiliği ve sermaye lehine kalıcı bir esneklik rejimi üretmeye devam ediyor.
POLONYA’DA ‘ÇÖP SÖZLEŞME’ DÜZENİ NEDİR?Polonya iş gücü piyasasında halk arasında “çöp sözleşme” olarak bilinen pratik, işverenlerin standart İş Kanunu yerine Borçlar Kanunu’na dayalı sözleşmeleri kural haline getirmesini ifade ediyor. Karol Muszynski’nin “Normalisation of “junk contracts”.
Public policies towards civil law employment in Poland” (“Çöp sözleşmelerin” normalleştirilmesi. Polonya’da medeni hukuk kapsamındaki istihdama yönelik kamu politikaları) başlıklı çalışmasında ortaya koyduğu gibi, bu düzen patronlara işçi haklarının etrafından dolanma imkânı tanıyan yasal bir zemin üzerine kurulu.
Mesele, fiilen bir amirin emir ve talimatı altında mesai yapan bir emekçinin, kâğıt üzerinde bağımsız bir “hizmet sağlayıcı” olarak tanımlanmasından kaynaklanıyor. Böylece işveren; yıllık izin, kıdem tazminatı, hastalık izni ve iş güvencesi gibi İş Kanunu’ndan doğan tüm yasal sorumlulukları bertaraf edebiliyor.
Karol Muszynski, bu güvencesiz modelin yerleşmesini birkaç temel nedene bağlıyor: Polonya hukukunda, fiilen çalışan birinin otomatikman “işçi” sayılmasını sağlayan yasal bir koruma mekanizması yok; ispat yükü tamamen işçiye bırakılıyor. Üstüne bir de yasalardaki gri alanlar ve Çalışma Müfettişliği’nin (PIP) yetersiz denetimleri eklenince, çöp sözleşmeler istisna olmaktan çıkıp sermayenin temel çalışma rejimi haline geliyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 30 Ağustos 2026 19:55 · Kaynak: aydinlik.com.tr