Güz mevsiminde arkadaşlarıyla ava çıkmayı âdet hâline getirmişti
- Eski bir akıncının oğlu, Süleyman Çelebi’nin yeğeni, Beyazıt Paşa’nın damadı ve Gülşah Hanım’ın sevgili kocası yiğitler yiğidi Doğan Bey'di o… Delikanlı, derinden nefes alıp verdi
Eski bir akıncının oğlu, Süleyman Çelebi’nin yeğeni, Beyazıt Paşa’nın damadı ve Gülşah Hanım’ın sevgili kocası yiğitler yiğidi Doğan Bey'di o… Delikanlı, derinden nefes alıp verdi. Kaslı kollarını ileri geri gerdirerek dizleri üzerinde birkaç defa eğilip kalktı.
Güçlü ayakları, kuvvetli pazıları ile oldukça sağlıklı görünüyordu. Elini siper ederek sisler altında kaybolan engin ufuklara baktı. “Bir güz mevsimini daha geride bıraktık. Hey gidi hey!” dedi. Yakındaki düz taşlardan birine sağ ayağını koydu.
Başından tiftik kalpağını çıkardı, meşin kemerine sıkıştırdı. Sırtında ağzına kadar dolu sadağı ve yayı vardı. Toprakla yoğrulmuş, güneşte pişmiş yüzü ve kolları bakır rengindeydi. Neftî gözlerini kısarak tekrar dumanlı tepelerle gökyüzünün birleştiği yerleri taradı.
Kızgın yaz sıcaklarından arta kalan solmuş bir şal gibi uzayıp giden engebeli arazide herhangi bir hareketlilik de gözükmüyordu. Güz mevsiminde arkadaşlarıyla ava çıkmayı âdet hâline getiren Doğan Bey’den başkası değildi bu delikanlı.
Eski bir akıncının oğlu, Süleyman Çelebi’nin yeğeni, Beyazıt Paşa’nın damadı ve Gülşah Hanım’ın sevgili kocası yiğitler yiğidi Doğan Bey… İnsan dünya hanında, garip yolcuya benzer, Dün geldi, bugün kaldı, yarın yoluna gider. Rastgele uzayıp kısalan şekilsiz taş çıkıntılardan, oradan buradan sarkan sağlam ağaç köklerinden tutunarak birkaç adam boyu aşağıya indi.
Yağız atı onu görünce bütün vâdiyi dolduracak şekilde kişnedi. Ses karşı kayalıklara çarparak yankılandı. Akabinde bir kısrağın cevabı ve ona ilâveten daha uzaklardan bir merkebin anırması duyuldu. Arkadaşlarının da bu çevrede olduğunu anladı.
“Sizi gidi sizi!” diyerek tebessüm etti. Sararmış sazlıkların bir çit gibi çevrelediği irili ufaklı gölcüklerin sakinleri olan leylekleri, turnaları aradı gözleri. Hiçbir şey göremedi. “Demek göçmüşler. Tabii, ne yapsınlar?
Kış aniden bastırırsa garipler burada ne yapabilirdi ki? Yaradan onları öyle yaratmış. Kim bilir ne hikmetleri vardır?” diye düşünerek, avladığı toprak renkli ve oldukça besili bir yaban keçisini, sakladığı oyuktan çıkardı.
Yağız atının alnına bir öpücük kondurarak yelesini okşadı, kolanlarını kontrol edip sıktı. Avladığı yaban keçisini atın terkisine yerleştirip düşmemesi için iyice sardı, sarmaladı. Yedeğine aldığı hayvanın önüne düşerek zar zor çıktığı yerlerden yavaş yavaş indi.
Sık meşe dallarından korunarak derin derelerden, çadır kazıklarını andıran ardıçların yanından, üslupsuz mezar taşı görünümündeki mermer yığınlarından, kurumuş otların yorgan gibi örttüğü bataklıklardan geçip buluşma noktasına gelmesi bir hayli zaman almıştı. “Elhamdülillah kazâsız belâsız geldik.
Eli boş da dönmedik” diyerek arkadaşlarını aradı sağda solda. Midemiz gayet dolu, ruhumuzsa çok açtır, Yaptığımız her tevbe, bir tevbeye muhtaçtır. DEVAMI YARIN Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 28 Ekim 2026 23:02 · Kaynak: turkiyegazetesi.com.tr