Beyin göçü
- Bir mühendis olarak, nispeten geniş bir tanıdık ağına sahip olduğumdan mıdır bilmem; telefon rehberimde olup da yurt dışına taşınan eğitimli insanları saymaya kalksam herhâlde onlarca kişiye ulaşırım
Bir mühendis olarak, nispeten geniş bir tanıdık ağına sahip olduğumdan mıdır bilmem; telefon rehberimde olup da yurt dışına taşınan eğitimli insanları saymaya kalksam herhâlde onlarca kişiye ulaşırım. Bunların belki yarıya yakını, zamanında birlikte çalıştığım genç mühendis arkadaşlarımdır.
Birlikte projeler geliştirdiğimiz, laboratuvarlarda sabahladığımız, Türkiye’de önemli işler başaracağına inandığımız bu arkadaşların bugün Almanya’da, Hollanda’da, İngiltere’de veya ABD’de hayat kurduğunu görmek beni çok üzse de artık şaşırtıcı değil.
Üstelik çoğuyla hâlâ görüşüyorum. Sohbetlerimizde yurt dışındaki hayatın yalnızca parlak taraflarını anlatmıyorlar. Elbette memleket özlemi var; aileden, arkadaşlardan, alıştıkları sokaklardan uzak kalmanın ağırlığı var.
Kimi zaman yabancı bir ülkede ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini, kendilerini yeniden kanıtlamak zorunda kaldıklarını da söylüyorlar. Fakat kararlarını neden verdiklerini sorduğumda benzer cevaplar duyuyorum: Daha yüksek alım gücü, yaptıkları işin ve mesleklerinin gördüğü saygı, daha insani çalışma koşulları ve geleceklerini, özellikle de çocuklarının geleceklerini planlayabilme imkânı.
Bir başka ifadeyle, yalnızca daha çok kazanmak için değil, emeklerinin karşılığını alabilecekleri ve yarına daha güvenle bakabilecekleri bir hayat için gidiyorlar.
Rakamlar da kişisel gözlemlerimizin münferit olmadığını gösteriyor. TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı yüzde 2,2’ye yükseldi. Bilişim ve iletişim teknolojilerinde oran yüzde 7, mühendislik, imalat ve inşaat alanında yüzde 4,8.
Elektronik mühendisliği mezunlarında ise yüzde 10,9’a ulaşıyor. Üstelik beyin göçü oranının en yüksek olduğu iller arasında İzmir ikinci sırada. Bu tablo, sanayisi, üniversiteleri ve teknoloji potansiyeliyle öne çıkan Ege Bölgesi için ayrıca düşünülmesi gereken bir uyarı.
Sağlık alanında da benzer bir hareketlilik var: Türk Tabipleri Birliği verilerine göre 2024 yılında 2.692 hekim, yurt dışında çalışabilmek için İyi Hal Belgesi aldı. Bu belgeyi alan herkesin gittiğini söyleyemeyiz; ancak mesleğini başka bir ülkede sürdürme arayışının boyutunu görmek için önemli bir işaret.
Peki, bu eğitimli parlak insanları ülkelerinden koparan nedir? Elbette tek bir neden yok. Ekonomik koşullar ilk sırada geliyor. Ücretlerin alım gücünü hızla kaybettiği, nitelikli bir çalışanın konut, eğitim ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bir ortamda başka ülkelerin sunduğu imkânlar daha çekici hâle geliyor.
Fakat mesele maaştan ibaret değil. Hukuka ve kurumlara duyulan güvenin zayıflaması, siyasi ve ekonomik belirsizlik, ifade ve düşünce özgürlüğüne ilişkin kaygılar, gençlerin gelecek planlarını etkiliyor. Kamuda ve bazı kurumlarda liyakatin değil, yakınlığın veya başka ölçütlerin öne çıkabildiği algısı da insanın emeğiyle bir yere gelebileceğine dair inancını aşındırıyor. Bu donanımlı insan, yalnızca bugününü değil, on yıl sonrasını da düşünerek karar veriyor.
Teknoloji alanında bu kaybın etkisi daha da büyük. ASELSAN gibi stratejik kurumlarda, savunma elektroniğinde, haberleşmede ve ileri mühendislik projelerinde yetişen uzmanların bilgi ve deneyimi ülkemiz için son derece kıymetli.
Küresel ölçekte ASML gibi yarı iletken teknolojilerinin öncü şirketleri, dünyanın dört bir yanından nitelikli mühendisleri kendilerine çekiyor. Burada mesele belirli bir mühendisin hangi şirkete gittiğinden çok, Türkiye’de yetişen insanın dünyanın en ileri teknoloji ekosistemlerinde çalışabilecek yetkinliğe sahip olması; fakat aynı ölçekte araştırma, kariyer ve yaşam imkânlarını kendi ülkesinde bulmakta zorlanmasıdır.
Bir mühendisin gitmesi yalnızca bir kişinin eksilmesi değildir. Onun yetişmesine harcanan kaynak, birikimi, yetiştireceği gençler ve geliştirebileceği ürünler de ülkenin kaybına dönüşebilir.
Çözüm, gençlere “ülkenizi terk etmeyin” demekle bulunamaz. Önce kalmak için makul nedenler sunmalıyız. Nitelikli çalışanların emeğinin karşılığını aldığı, alım gücünün korunduğu, adil ve öngörülebilir bir ekonomik ortam yaratılmalı.
İşe alım ve yükselme süreçlerinde liyakat esas alınmalı; kamu kurumları siyasi değişimlerden bağımsız, uzmanlığı ve kurumsal hafızayı koruyan yapılar hâline getirilmeli. Üniversite-sanayi iş birliği kâğıt üzerinde kalmamalı; araştırmacılara güçlü laboratuvarlar, rekabetçi ücretler, uzun vadeli fonlar ve başarısızlıktan öğrenmeye izin veren bir çalışma kültürü sunulmalı.
İzmir ve Ege’de teknoparklar, üniversiteler ve sanayi kuruluşları ortak Ar-Ge programları kurarak genç mühendislere yalnızca iş değil, dünya çapında projelerde sorumluluk alma fırsatı vermeli.
Gidenleri geri kazanmak için de romantik çağrılardan fazlası gerekiyor. Yurt dışında deneyim kazanmış bilim insanları ve mühendisler için şeffaf işe alım kanalları, cazip araştırma destekleri, hızlı bürokratik süreçler ve aileleriyle birlikte dönebilecekleri yaşam koşulları oluşturulmalı.
Dönüş, bir fedakârlık veya vatan borcu gibi sunulmamalı; iki taraf için de anlamlı bir kariyer ve gelecek seçeneği olmalı. Üstelik herkesin kalıcı olarak dönmesini beklemek de doğru değil. Yurt dışındaki uzmanlarımızla ortak laboratuvarlar, uzaktan çalışma modelleri, yatırım ağları ve üniversite-sanayi projeleri üzerinden güçlü bağlar kurabiliriz. Beyin göçünü beyin dolaşımına dönüştürmek de mümkün.
Atatürk’ün gençleri eğitim için yurt dışına gönderirken söylediği kabul edilen “Ben sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, birer alev olarak döneceksiniz” sözü, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken bir anlayışı anlatıyor. Mesele gençleri dünyaya açmaktan korkmak değil; onların öğrendiklerini, biriktirdiklerini ve hayallerini ülkelerinde hayata geçirebilecekleri ortamı hazırlamaktır.
Ben, telefon rehberimdeki o isimlerin bir gün yeniden Türkiye’de üretirken karşıma çıkmasını çok isterim. Ama bunun için onlardan dönmelerini istemeden önce kendimize şu soruyu sormalıyız: Döndüklerinde nasıl daha iyi bir gelecek bulsunlar?
Beyin göçünü durdurmanın gerçek başlangıç noktası, bu soruya inandırıcı bir cevap verebilmektir.
Gurbete göçen tüm nitelikli iş gücümüze saygıyla.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Yangın
Yayın: 02 Kasım 2026 04:58 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr