Sandığın ötesindeki mücadele
- ABD yarın sandığa gidiyor
- Bu seçim, Kongrede çoğunluğu hangi partinin kazanacağını göstermenin ötesinde anlam taşıyor; Trump sonrası siyasetin mücadelesini başlatıyor
ABD yarın sandığa gidiyor. Bu seçim, Kongrede çoğunluğu hangi partinin kazanacağını göstermenin ötesinde anlam taşıyor; Trump sonrası siyasetin mücadelesini başlatıyor.
Cumhuriyetçi Parti içinde hakimiyetini koruyan Trump, gücünü sandığa taşıyabilecek mi yoksa seçmen Trump’a dur mu diyecek? Daha da önemlisi Trump sonrası Amerikan siyasetini kim şekillendirecek?
Ara seçimler, bir yandan Kongre dağılımını yeniden belirlerken diğer yandan seçmenin başkanı değerlendirmesidir. Amerikan siyasi tarihinde başkanın partisi ara seçimlerde çoğunlukla sandalye kaybeder. Trump’ın ilk döneminde Cumhuriyetçiler 40 sandalye kaybetmişlerdi.
Ancak bugün Trump, bu tarihsel dezavantajın ötesinde kendi politikalarının yarattığı toplumsal memnuniyetsizliklerle karşı karşıya. Hayat pahalılığı, İran savaşı, göç politikaları, gümrük tarifeleri seçmenin kararını etkiliyor.
Ekonomiyi güçlendirme vaadiyle yeniden iktidara gelen Trump açısından özellikle yaşam maliyetleri önemli bir sınav.
Kamuoyu araştırmaları, Demokrat Parti lehine ciddi bir ulusal eğilim gösterse de seçimin sonucunu oyların eyaletlere ve seçim bölgelerine dağılımı belirleyecek. Anketler, özellikle Temsilciler Meclisinde Demokratları avantajlı gösteriyor.
Senato’da durum daha karmaşık. Demokratların çoğunluk için net 4 sandalye kazanması gerekiyor.
Dikkat çekici asıl nokta, bazı Cumhuriyetçi adayların siyasi hesaplarının değişmesi. Cumhuriyetçilerle Demokratların başa baş olduğu eyaletlerde bazı Cumhuriyetçi adaylar Trump’la özdeşleştirilmekten kaçınıyor. Parti tabanında Trump desteği hala önemli olsa da kararsız seçmenler karşısında dezavantaja dönüşebiliyor.
Bunun nedeni, Trump’ın özellikle bağımsız seçmenler nezdinde popülaritesinin düşüşü. Trump siyasi bir yük haline gelebiliyor. Adaylar bu yükü taşımak istemiyorlar ve aralarındaki ilişkiyi daha az görünür kılıyorlar. Trump’ın kalesi denebilecek Florida’da aday Mike Beltran’ın, Trump’ı kampanya fotoğrafından çıkarması bu duruma bir örnek.
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Trump’tan uzaklaşma Trumpçılıktan uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Trump’a karşı Cumhuriyetçi parti içinde güçlü bir muhalefet doğmuş değil. Adayların çoğu Trump’ın siyasi çizgisini benimsemeye devam ediyorlar; ancak bağımsız seçmenlere ulaşmak için stratejik olarak başkanla yakınlıklarını göstermiyorlar.
Cumhuriyetçiler için asıl soru Trump sonrası nasıl bir siyasi çizginin devam ettirileceği. Başkan yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio gibi isimlerin geleceği de bu sorunun cevabına bağlı olacak.
Demokratların sorunu ise henüz partiyi birleştirecek güçlü bir liderin öne çıkamamış olması. Trump yönetiminden duyulan memnuniyetsizlik kalıcı bir Demokrat Parti desteği yaratmıyor. Seçmenler arasındaki kutuplaşma parti aidiyetini arttırsa da ekonomik koşullar söz konusuyken bu bağlılık anlamını yitiriyor.
Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu Teksas, Kansas, Alaska’daki rekabet bunun göstergelerinden. Teksas’ta Demokrat James Talarico ile Cumhuriyetçi Ken Paxton arasında yakın bir yarış var. Kansas’ta Cumhuriyetçi Roger Marshall ciddi bir mücadele veriyor.
Demokratların bu eyaletlerde kazanmaları kolay değil; ancak Cumhuriyetçileri kendi kalelerini savunmaya zorlamaları stratejik açıdan önemli. Zira normalde kesin kazanılacağı düşünülen ve bu nedenle daha az kaynak ayrılması beklenen eyaletlerde kampanya yürütmek zorunda kalınması başka kritik yarışlara ayrılabilecek kaynakları sınırlandırıyor.
Öte yandan Minnesota’daysa Demokratlar dokunulmaz gözükmüyor; Cumhuriyetçiler rekabeti artırıyor. Kuzey Carolina, Maine, Ohio ve Georgia’daki yarışlar da Senato çoğunluğu açısından önemli.
Seçimde özellikle dikkat çeken bir isimse Michigan senatör adayı Abdul El-Sayed. Mısır kökenli Müslüman bir Amerikalı. 41 yaşında ve doktor. Columbia ve Oxford Üniversitelerinde okumuş. Demokrat partinin ilerici kanadından geliyor.
Seçilmesi halinde ABD’nin ilk Müslüman senatörü olacak. Bernie Sanders ile Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilerici kanata yakın olan El-Sayed, İsrail’e yönelik eleştirileriyle öne çıkıyor. Obama’nın onunla 24 Ekim’de Detroit’te kampanya yürütmesi Demokrat parti içinde desteğinin arttığını gösteriyor.
Amerikan otomotiv sanayisinin merkezlerinden olan Michigan’da El-Sayed’in eşitsizlik ve sosyal adalet eksenli siyaseti karşılık buluyor. Ancak rakibi Rogers, kırsal bölgedeki muhafazakar seçmenlerin desteğine halen sahip. Bu bölgelerde seçime katılım oranı artarsa El-Sayed’in işi zorlaşabilir.
El-Sayed’in seçim performansı Demokrat Parti içinde Cumhuriyetçilere karşı merkezci adayların daha avantajlı olduğunu savunan geleneksel kadroların mı yoksa ilericilerin mi öne çıkacağının anlaşılması bakımından önemli veriler sağlayacak. Demokratlar bağımsız seçmene ulaşmak için merkeze mi yaklaşmalı yoksa sosyal adalet, ekonomik eşitsizlik üzerinden daha köklü bir programa mı odaklanmalı seçim sonucunda kritik bulgular elde edilecek.
Pensilvanya, Wisconsin, Georgia, Arizona ve Nevada’daki sonuçlar da 2028 Başkanlık seçimi bakımından önemli göstergeler sunacak.
3 Kasım seçimleri, sadece Kongredeki güç dağılımını belirlemekle kalmayıp Trump sonrasına ışık tutacak. Trump’ın güç kaybetmesi Trumpçılığın gerilemesine yol açacak mı; Demokratlar iktidara duyulan hoşnutsuzluğu kendi lehlerine kalıcı seçmen desteğine dönüştürebilecekler mi göreceğiz.
Seçim sonuçları Amerikan siyasetinin geleceğini şekillendirecek mücadelenin hangi yönde ilerleyeceğinin ipuçlarını verecek.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 02 Kasım 2026 04:58 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr