Habermetrik
← Ana Sayfa
02 Kasım 2026 22:49 · Güncelleme 22:53
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Charcot’nun Yanında Eğitim Alan Osmanlı Hekimleri: Paris’ten İstanbul’a Nöroloji

Charcot’nun Yanında Eğitim Alan Osmanlı Hekimleri: Paris’ten İstanbul’a Nöroloji
Görsel kaynağı: tibbiyebulteni.com
⏱️ 11 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • 1892 yılının sonbaharında Paris’teki Salpêtrière Hastanesine gelen Amerikalı hekim Stella Hunt, Jean-Martin Charcot’nun derslerini izlemek isteyenlerin erken saatlerde salona geldiğini fark etmişti
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

1892 yılının sonbaharında Paris’teki Salpêtrière Hastanesine gelen Amerikalı hekim Stella Hunt, Jean-Martin Charcot’nun derslerini izlemek isteyenlerin erken saatlerde salona geldiğini fark etmişti. Çünkü ünlü hekimin klinik gösterimlerine katılmak isteyenler arasında Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen doktorlar da bulunuyordu.

Hunt’ın yıllar sonra değil, Charcot’nun ölümünü izleyen aylarda yayımlanan mektubu, dönemin tıp eğitiminin dikkat çekici bir tanıklığıdır.

Aynı bilimsel çevreyle Osmanlı hekimleri de ilişki kurmuştu.

Hilmi Kadri Bey ve Pepo Akşiyote, Paris’te edindikleri bilgileri İstanbul’daki tıp kurumlarına taşıyan hekimler arasında yer aldı. İkisinin meslek hayatı, Osmanlı’da nörolojinin henüz bağımsız bir uzmanlık alanı olarak kurumsallaşmadığı yıllara uzanıyordu.

Ancak bu tarih yalnızca Avrupa’dan öğrenilen bilgilerin İstanbul’a aktarılmasıyla sınırlı değildi. Osmanlı hekimlerinden biri, daha sonra Paris’te uluslararası nöroloji literatürüne girecek bir vaka çalışmasıyla da adından söz ettirecekti.

Charcot’nun Salı Derslerinde Neler Yaşanıyordu?

Jean-Martin Charcot, 1825 yılında Paris’te doğdu. Hekimlik yaşamının önemli bölümünü Salpêtrière Hastanesinde geçirdi. Burada sinir sistemi hastalıklarının belirtilerini sistematik biçimde incelemeye başladı.

Hastaların yürüyüşü, kas hareketleri, konuşmaları, refleksleri ve hastalığın ilerleyişi, onun klinik çalışmalarında önemli yer tutuyordu.

Charcot’nun yaklaşımının temelinde, klinik belirtilerle sinir sistemindeki anatomik değişiklikleri ilişkilendirmek bulunuyordu.

1882 yılında Paris Tıp Fakültesinde sinir sistemi hastalıklarına ayrılmış bir klinik kürsüsü oluşturuldu ve Charcot bu göreve getirildi.

Onun uluslararası ün kazanmasında Salpêtrière’de verdiği derslerin büyük etkisi vardı.

Özellikle salı günleri gerçekleştirilen klinik derslerde, hastalar hekimlerin önünde değerlendiriliyor ve belirtiler üzerinden tanıya ulaşılmaya çalışılıyordu.

Bu derslerin nasıl geçtiğini gösteren önemli bir tanıklık, Amerikalı hekim Stella Hunt’a aittir.

Hunt, 1892 sonbaharında Charcot’nun derslerini izlemiş ve deneyimlerini daha sonra bir mektupta anlatmıştı. Mektubu 15 Nisan 1894 tarihinde Medical Century dergisinde yayımlandı.

Anlattığına göre Charcot’nun dersleri kalabalıktı. İyi bir yer bulabilmek için erken gelmek gerekiyordu. Salonda farklı ülkelerden doktorlar bulunuyordu.

Charcot yüksek sesle konuşan, öğrencilerini etkileyici hitabet gösterileriyle yönlendiren bir öğretmenden ziyade sakin konuşmasıyla dikkat çekiyordu. Önce hastalığı açıklıyor, ardından ilgili hastayı getirtiyor ve tanıya götüren belirtileri gösteriyordu.

Salı sabahları saat 10.00 ile 12.00 arasında süren bu dersler, klinik gözlemin doğrudan öğretildiği bir ortamdı.

Hunt’ın aktardığı başka bir ayrıntı da hastanenin tedavi araçlarıyla ilgiliydi. Salpêtrière’de elektrikli cihazlar, askılar ve çeşitli mekanik düzenekler kullanılıyordu. Bunlardan biri, Parkinson hastalığı belirtilerini hafifletmek amacıyla denenmekte olan titreşimli bir koltuktu.

Bugün bu uygulamaların tamamının etkili veya güvenli olduğu söylenemez. Ancak Hunt’ın tanıklığı, 19. yüzyılın sonlarında nörolojik hastalıkların değerlendirilmesinde ne tür yöntemlerin denendiğini göstermektedir.

Charcot’nun derslerini konu alan 1887 tarihli André Brouillet tablosu da bu ortamın tanınmış görsel belgelerinden biridir. Tabloda Charcot, bir hastayı meslektaşlarının önünde değerlendirirken resmedilmiştir.

Resimde yer alan isimlerden biri de ileride nöroloji tarihinin önemli hekimleri arasına girecek Joseph Babinski’dir.

Babinski’nin adı, yıllar sonra İstanbul’dan gelen bir nörolojik vaka çalışmasıyla yeniden karşımıza çıkacaktır.

Hilmi Kadri Bey’in Paris’teki Eğitim Yılları

Osmanlı İmparatorluğu’nda modern tıp eğitimi, 19. yüzyılda Avrupa’daki bilimsel gelişmelerle yakın ilişki içindeydi.

Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahanede Fransızca eğitim verilmesi, Osmanlı hekimlerinin Fransız tıp literatürünü takip etmesini kolaylaştırmıştı.

Ancak uzmanlaşmak isteyen hekimler açısından Avrupa’ya giderek klinik çalışmalara katılmak farklı bir önem taşıyordu.

Bu hekimlerden biri Hilmi Kadri Bey’di.

1866 yılında İstanbul’da doğan Hilmi Kadri Bey, ilk öğrenimini Vefa’da, orta öğrenimini Fatih’te ve lise eğitimini Kuleli Askerî Okulunda tamamladı.

1882 yılında Askerî Tıbbiye’ye girdi. Beş yıllık eğitimin ardından 1887 yılında yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

Haydarpaşa Hastanesindeki hizmetinden sonra 1890 yılında nöroloji öğrenmek amacıyla Paris’e gitti.

Dursun Kırbaş’ın hazırladığı Türkiye Nöroloji Tarihçesi adlı eserde, Hilmi Kadri Bey’in Charcot ve dönemin başka nöroloji hekimlerinin yanında eğitim gördüğü belirtilmektedir.

2017 yılında yayımlanan ve Türkiye’de nöropsikiyatrinin kurumsal gelişimini inceleyen akademik araştırma da Hilmi Kadri’nin Paris’te Charcot ile çalıştığını doğrulayan ikincil kaynaklar arasındadır.

Ancak Hilmi Kadri’nin Paris’te bulunduğu döneme ilişkin ayrıntılı kişisel günlükler veya Charcot ile yaptığı görüşmeleri aktaran bir hatırat bu araştırmada belirlenememiştir.

Ayrıca kaynaklarda Hilmi Kadri Bey’in 1902 yılında İstanbul’a döndüğü belirtilmekle birlikte, bu durum onun Paris’te geçirdiği bütün yılları Charcot’nun yanında çalışarak tamamladığı anlamına gelmez. Charcot, 16 Ağustos 1893 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Hilmi Kadri Bey’in Paris’e nasıl gönderildiği konusunda da farklı bilgiler bulunmaktadır. Bazı yayınlarda devlet desteğinden, bazılarında şahsi imkânlarından söz edilir. Mevcut kanıtlar bu ayrıntıyı kesinleştirmeye yeterli değildir.

Kesin olarak izlenebilen mesleki gelişme ise İstanbul’a dönüşünden sonraki görevleridir.

Hilmi Kadri Bey, Haydarpaşa Asker Hastanesinde sinir ve akıl hastalıkları alanında çalışmaya başladı. 1913 yılında albay rütbesiyle Haydarpaşa Hastanesinde görevlendirildi.

Birkaç yıl sonra yaşanan bir ölüm, onun akademik hayatında yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı.

Pepo Akşiyote: Paris’te İz Bırakan Osmanlı Hekimi

Osmanlı nörolojisinin erken dönemindeki bir diğer isim Pepo Akşiyote’ydi.

1870 yılında doğduğu belirtilen hekim, uluslararası yayınlarda Peppo Acchioté, Osmanlı ve Türkçe kaynaklarda ise Pepo Akşiyote veya Akşiyoti gibi farklı adlarla anılmaktadır.

Vigouroux, dönemin elektrikle tedavi uygulamalarıyla ilişkilendirilen Fransız hekimlerindendi.

Sven Jarius ve Brigitte Wildemann tarafından 2013 yılında yayımlanan çalışmada, Akşiyote’nin 1903 tarihli bir Fransız yayınında Bicêtre Hastanesinin çocuklara yönelik nöropsikiyatrik hizmetlerinde ziyaretçi hekim olarak kaydedildiği belirtildi.

Bu ayrıntı, Akşiyote’nin Avrupa’daki mesleki ilişkilerinin Charcot’nun ölümünden sonra da devam ettiğini göstermektedir.

Aynı dönemde İstanbul’daki tıp eğitiminde de görev alıyordu. 1903 yılında Kadırga’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’de nöroloji dersleri verdiği tarih kaynaklarında yer almaktadır.

Bu kayıtlar, 1903 yılı içinde Paris ve İstanbul’daki faaliyetlerinin hangi aylara denk geldiğini kesinleştirmemektedir.

Akşiyote’nin meslek hayatındaki en ilginç gelişmelerden biri ise 1905 yılına aittir.

1905 Tarihli Belgede Bir Nöroloji Dersi

Osmanlı arşiv belgelerine dayanan bir araştırma, Pepo Akşiyote’nin İstanbul’daki öğretim görevine ilişkin dikkat çekici bilgiler ortaya koymaktadır.

Fatih Damlıbağ’ın 2021 yılında Osmanlı Bilimi Araştırmaları dergisinde yayımladığı çalışmada, 19 Kasım 1905 tarihli bir Osmanlı arşiv belgesine yer verilmiştir.

Belge, Avrupa’da eğitim görmüş bir hekimin Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahanede öğrencilere elektrikle tedavi uygulamalarını öğretmek üzere görevlendirilmesiyle ilgilidir.

Damlıbağ, belgede adı farklı biçimde yazılmış olan bu hekimi Pepo Akşiyote olarak tanımlamaktadır.

Görevlendirmenin ilginç yanı, Akşiyote’nin bu dersi fahri olarak verecek olmasıdır.

Başka bir ifadeyle, elektrikle tedavi öğretimi için görevlendirilen hekim bu işi ücret almadan yürütecekti.

Araştırmacı Damlıbağ, ücretsiz görevlendirmeyi söz konusu öğretim alanına yeterince önem verilmemiş olabileceğinin göstergelerinden biri olarak değerlendirmektedir.

Bu durum, dönemin bilimsel yeniliklerinin Osmanlı eğitim kurumlarına hangi idari ve maddi koşullarda aktarıldığını anlamak bakımından önemlidir.

Elektrikle tedavi uygulamalarının kullanılmış olması, bu yöntemlerin modern tıbbın kabul ettiği etkinlik ve güvenlik düzeylerine sahip olduğunu göstermez.

Ancak söz konusu görevlendirme, sinir hastalıklarının tedavisinde Avrupa’da kullanılan tekniklerin Osmanlı tıp öğrencilerine de öğretilmeye çalışıldığını belgelemektedir.

Paris’te Babinski’nin Sunduğu Osmanlı Vakası

Pepo Akşiyote’nin uluslararası nöroloji tarihindeki yeri yalnızca İstanbul’da verdiği derslerden ibaret değildir.

Bu çalışma Pepo Akşiyote’ye aitti.

Makale, dönemin tanınmış nörologlarından Joseph Babinski aracılığıyla toplantıya sunuldu.

Akşiyote, çalışmasında 25 yaşındaki bir kadın hastanın nörolojik belirtilerini ele alıyordu.

Hastada her iki gözün görme sinirlerini etkileyen iltihaplanma, bacaklarda güçsüzlük, duyu bozuklukları ve idrar-dışkı kontrolüyle ilişkili belirtiler bulunuyordu.

Bu belirtilerin bir arada görülmesi, dönemin hekimleri açısından önemli bir tanı sorunuydu.

Akşiyote çalışmasında, görme siniri iltihabı ile omurilik iltihabının birlikte görüldüğü klinik tablonun Fransız hekim Eugène Devic’in adıyla anılmasını önerdi.

Bugün nöromiyelitis optika olarak bilinen hastalığın tarihsel adlandırılmasında kullanılan Devic hastalığı ifadesinin erken ve önemli örneklerinden biri böylece ortaya çıkmış oldu.

Jarius ve Wildemann’ın 2013 tarihli tarihsel araştırması, bu adlandırma önerisini ilk kez Akşiyote’nin yaptığını belirten kaynaklar arasındadır.

Akşiyote’nin yazısı daha sonra Revue Neurologique dergisinde de yayımlandı.

Burada önemli bir bilimsel ayrım yapılmalıdır: Akşiyote nöromiyelitis optikayı ilk tanımlayan hekim değildi. Hastalığın belirtilerine ilişkin daha eski klinik kayıtlar bulunuyordu. Eugène Devic ve Fernand Gault, 1894 yılında bu klinik tablonun tanımlanmasına önemli katkılar sağlamıştı.

Akşiyote’nin katkısı ise hastalığın isimlendirilmesi ve kendi vaka gözlemi üzerinden bilimsel tartışmaya katılmasıydı.

Ayrıca 1907 yılında bildirilen hastaya, günümüzde kullanılan antikor testleriyle doğrulanmış bir tanı konulmuş değildi. Bu nedenle tarihsel vaka, modern nöromiyelitis optika tanı ölçütleriyle kesinleşmiş bir olgu gibi gösterilemez.

Yine de bu çalışma dikkat çekicidir.

1887 yılında Brouillet’nin Charcot derslerini konu alan tablosunda görülen Babinski, yirmi yıl sonra İstanbul’dan bir hekimin araştırmasını Paris’teki meslektaşlarına ulaştıran isimlerden biri olmuştu.

Bu ilişki, Osmanlı hekimlerinin yalnızca Avrupa’dan bilgi alan kişiler olmadığını, uluslararası bilimsel yayınlara da katkı sağlayabildiğini gösteren somut bir örnektir.

Savaş Yıllarında Bir Hekimin Ölümü, Diğerinin Görevi

Pepo Akşiyote, 1910 yılında Haydarpaşa’daki tıp fakültesinde Raşit Tahsin’in bulunduğu akademik yapı içerisinde nöroloji öğretimini sürdürmekle görevlendirildi.

Ancak Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı sağlık kurumlarının insan gücünü ve çalışma koşullarını ciddi biçimde etkiledi.

Akşiyote savaş sırasında askerlik hizmetine alındı.

Tıp tarihi kaynaklarına göre görev sırasında tifüse yakalandı ve 1916 yılında hayatını kaybetti.

Bu ölüm, yalnızca deneyimli bir hekimin kaybı değildi. İstanbul’daki nöroloji eğitiminin devamlılığını da etkiliyordu.

Cerrahpaşa Nöroloji Kliniğinin tarihçesinde aktarılan 1943 tarihli değerlendirmeye göre Akşiyote’nin ölümünden sonra nöroloji derslerini yürütmek üzere Haydarpaşa Asker Hastanesi Başhekimi ve sinir hastalıkları uzmanı Hilmi Kadri Bey görevlendirildi.

Böylece Paris’te Charcot’nun eğitim çevresiyle ilişkilendirilen iki Osmanlı hekiminin meslek hayatı, İstanbul’da aynı öğretim görevinin birbirini izleyen dönemlerinde birleşti.

Hilmi Kadri Bey, nöroloji derslerini ölümüne kadar sürdürdü.

18 Temmuz 1920 tarihinde, 54 yaşında hayatını kaybetti.

Onun ardından dersler bir süre Rüştü Recep Duyar tarafından yürütüldü.

Bu görev değişimleri, Osmanlı’nın son yıllarında nöroloji eğitiminin henüz az sayıda hekimin mesleki birikimine dayandığını göstermektedir.

Bir Başka Osmanlı Hekiminin İlginç Hikâyesi

İstanbul’da nörolojinin gelişimi yalnızca Paris’te eğitim gören hekimlerin çalışmalarıyla açıklanamaz.

Bunun dikkat çekici örneklerinden biri Lofçalı Derviş Bey’in meslek hayatıdır.

Fahrettin Kerim Gökay’ın 1943 tarihli tarihsel değerlendirmesinde aktarıldığına göre Derviş Bey, Haseki Hastanesinde görev yaptığı sırada dönemin İstanbul Şehremini Rıdvan Paşa’yı hastaneye yeterince ilgi göstermediği gerekçesiyle eleştirmişti.

Bu eleştirinin ardından maaşı azaltılarak Toptaşı Bimarhanesine nakledildiği belirtilmektedir.

Kurum tarihinin sonraki kuşaklara aktardığı bu anlatıya göre Derviş Bey, Toptaşı’ndaki görevini bilimsel çalışmalarını ilerletmek için değerlendirdi.

Daha sonra yapılan bir sınavı kazanarak sinir hastalıkları öğretiminde görev aldı.

Olayın ayrıntıları, 1943 tarihli geriye dönük anlatı üzerinden bilinmektedir. Nakil kararına ilişkin özgün personel belgeleri bu araştırmada incelenmemiştir.

Bununla birlikte hikâye, Osmanlı tıp kurumlarındaki idari ilişkilerle hekimlerin bilimsel faaliyetlerinin nasıl iç içe geçebildiğini göstermesi açısından önemlidir.

Paris ve Almanya’dan İstanbul’a Uzanan Bilimsel Ağ

Osmanlı nörolojisinin kurumsallaşmasında Alman tıp geleneğinin de önemli etkisi vardı.

Bu etkinin başlıca temsilcilerinden biri Raşit Tahsin Bey’di.

1870 yılında İstanbul’un Beykoz ilçesinde doğan Raşit Tahsin, 1892 yılında Askerî Tıbbiye’den mezun oldu.

İstanbul’a dönüşünün ardından sinir ve akıl hastalıkları eğitiminin gelişmesine katkıda bulundu.

1898 yılında açılan Gülhane Askerî Tatbikat Mektebi ve Seririyatı, bu alanda klinik öğretimin gelişmesine imkân sağlayan kurumlardan biri oldu.

O dönemde nöroloji ve psikiyatri arasındaki sınırlar bugünkünden farklıydı. Sinir sisteminin hastalıklarıyla ruhsal belirtilerin bir bölümü aynı akademik ve klinik çevrelerde ele alınıyordu.

Bu nedenle Osmanlı hekimlerinin çalışmaları sıklıkla emraz-ı asabiye ve akliye, yani sinir ve akıl hastalıkları başlığı altında yürütülüyordu.

1914 yılında İstanbul’da Tababet-i Akliye ve Asabiye Cemiyetinin temelleri atıldı. Savaş koşulları nedeniyle faaliyetleri kesintiye uğrayan cemiyetin resmî kuruluşu 1918 yılında tamamlandı.

Bu kurumun oluşumunda yalnızca Paris’te yetişen hekimler değil, Almanya’da eğitim alanlar ve İstanbul’daki hastanelerde uzun yıllar çalışan doktorlar da rol oynadı.

1924 yılında nörolojinin ayrı bir akademik kürsüye kavuşması ve Mustafa Hayrullah Diker’in bu görev için seçilmesi, daha önce başlayan kurumsallaşmanın yeni bir aşamasıydı.

Charcot’nun Osmanlı Tıbbındaki Mirası

Jean-Martin Charcot’nun Osmanlı nörolojisine etkisi doğrudan kurduğu bir İstanbul kliniği üzerinden değil, eğitim çevresiyle bağlantılı hekimlerin çalışmaları üzerinden izlenebilmektedir.

Hilmi Kadri Bey’in Paris’teki eğitimi, Pepo Akşiyote’nin İstanbul’daki öğretim görevleri ve 1907 tarihli uluslararası vaka yayını bu ilişkinin belgelenebilen örnekleridir.

Öte yandan bu hekimlerin Charcot ile kişisel ilişkilerinin bütün ayrıntıları bilinmemektedir. Aralarında geçen konuşmaları, yaşadıkları özel olayları veya hocaları hakkındaki düşüncelerini ortaya koyan doğrulanmış hatırat belgeleri henüz belirlenmemiştir.

Bu nedenle Salpêtrière’deki derslerin atmosferini anlamak için Stella Hunt gibi çağdaş tanıkların yazdıklarına, Osmanlı hekimlerinin katkılarını değerlendirmek içinse biyografik araştırmalara, bilimsel yayınlara ve kurumsal kayıtlara başvurmak gerekmektedir.

Ortaya çıkan tarihsel tablo, tek yönlü bir bilgi aktarımından daha zengindir.

Paris’te bir hekimin dersini takip eden Osmanlı doktorları, İstanbul’a döndüklerinde yalnızca öğrendiklerini anlatmadılar. Klinik dersler verdiler, yeni tedavi tekniklerini öğrettiler, bilimsel araştırmalara katıldılar ve sonraki hekim kuşaklarının yetişmesine katkı sağladılar.

Pepo Akşiyote’nin 1907 yılında Babinski aracılığıyla Paris’e ulaşan çalışması ise bu hikâyenin en dikkat çekici belgelerinden biridir.

Osmanlı nörolojisinin tarihi, yalnızca Avrupa’dan İstanbul’a gelen bilginin değil, İstanbul’dan Avrupa’daki bilimsel tartışmalara ulaşan hekimlerin de tarihidir.

KAYNAKLAR

Hunt, Stella. “Charcot and His Clinics. Interesting Letter from Paris.” Medical Century, 1894; 2(8): 184–185. Mektubun içeriği Brigo’nun 2025 tarihli araştırması üzerinden değerlendirilmiştir.

Damlıbağ, Fatih. “Yurtdışında Elektrik Eğitimi Alan Osmanlılar.” Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 2021; 22(1): 67–99. DOI: 10.26650/oba.702325. Pepo Akşiyote’ye ilişkin 19 Kasım 1905 tarihli belgenin arşiv referansı: BOA, Y.A.RES, 133/64.

Baslo, Perihan. Cerrahpaşa Nöroloji Kliniği Tarihçesi. Cerrahpaşa Nöroloji Anabilim Dalı kurumsal tarih metni. Fahrettin Kerim Gökay’ın 1943 tarihli “Bizde ve Diğer Memleketlerde Nörolojinin İnkişafı” başlıklı değerlendirmesinden aktarımlar.

Wellcome Collection. Jean-Martin Charcot Demonstrating Hysteria in a Hypnotised Patient at the Salpêtrière. André Brouillet’nin 1887 tarihli tablosundan Abel Lurat tarafından hazırlanmış gravür; Wellcome Collection, 545647i.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: tibbiyebulteni.com
Haber metni ve görseller tibbiyebulteni.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Eğitim
Yayın: 02 Kasım 2026 22:49 · Kaynak: tibbiyebulteni.com
Kaynağı Oku ↗