Afife’ye hayat veren kadınlardan biri İlke Kodal
- Işıklar yandığında bir hastane odası karşılıyor bizi
- Yatağında acılar içinde kıvranan bir kadın
Işıklar yandığında bir hastane odası karşılıyor bizi. Yatağında acılar içinde kıvranan bir kadın. Geçmişe gidiyor, hatırladıkça baş ağrıları daha çok artıyor. Dört dönemde dört kadın Afife’ye hayat veriyor. İstanbul Devlet Opera ve Balesi yeni sezonda daha önce 2013 yılında sahnelediği eseri yeniden sahneye koyuyor.
Müziğini Turgay Erdener’in bestelediği, libretto ve koreografisini Beyhan Murphy’nin yaptığı Afife tek başına bir bale eseri değil. Sahnede sözsüz bir tiyatro eseri izliyoruz. Hastanedeki Afife’yi Devlet Opera ve Balesi Baş Dansçısı İlke Kodal canlandırıyor.
İlk izlediğim eserde aynı rolde Melike Manav’ı izlemiş, büyülenmiştim. İlke Kodal’ın sahne alacağı eseri büyük bir merakla bekledim. Kodal 28 yıldır sahnede. Onu çeşitli eserlerde izlemiş, dansının yanı sıra hayat verdiği karakterlerin ruhuna bürünmesinden etkilenmiştim.
Eserle ilgili önemli bir hatırlatma yapalım ve beş yıl önce yitirdiğimiz sevgili Bahar Korçan’ı analım. Bahar Korçan Afife’yi, balerinlerin içinde rahat hareket edebileceği ancak dönemin de ruhunu yansıtan kıyafetler içinde hayal etmiş.
Onun tasarımlarını taşıyan her bir Afife’yi yüreğimiz çarparak izliyoruz. İlke Kodal’la da sohbetimize Afife’yle ilgili heyecanıyla başladık. Sahnede Afife’yi canlandırmak nasıl bir duygu? Çok katmanlı duygular yaşadığımı söylemeliyim.
Cesareti, yalnızlığı, aşkları, mutluluğu, çaresizliği, sahneye olan tutkusu ve öncü olmanın ona ödettiği bedeller…Düşünsenize, o dönemde yasaklara başkaldıran, sahnede var olabilmek için ailesine ve kurallara meydan okuyan, sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını… Onun hikâyesini anlatmak çok gurur verici bir duygu. Biliyorum ki bu eserde yer alan ve emek veren herkes aynı gururu paylaşıyor.
Çünkü bir bakıma hepimizin içinde bir Afife var. Afife’yi dans ederken Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün açtığı yolda bir kadın sanatçı olarak var olmanın değerini de derinden hissediyorum, hissediyoruz. Esere hazırlanma sürecinden söz eder misiniz?
Hazırlık sürecimiz yaklaşık üç ay sürdü. Haziran ayında çalışmalara başladık, ardından ağustos ayında yeniden bir araya gelerek provalarımıza devam ettik. Gün içinde altı- sekiz saat süren çalışmalarımız oluyor, bazı günler daha kısa veya daha uzun da sürebiliyor.
Yoğun sahne provalarımız oldu. Teknik geçişler, dekor, ışık büyük sahnenin farklı kullanılan asansörleri… Afife’de fiziksel çalışma ile duygusal hazırlık birlikte ilerledi. Beyhan Abla, Afife’nin hikâyesini ve yaşadıklarını anlamamız için bizi her zaman yönlendirdi.
Provadan çıktığınızda bile bir sahneyi, bir duyguyu düşünmeye devam ediyorsunuz. Sevgili Turgay Erdener’in müziği bir süre kulaklarınızdan ve içinizden ayrılmıyor. Her detay birbirini tamamlıyor. Seyircinin sahnede gördüğü emeğin arkasında, bu yoğun hazırlığın yanı sıra yıllar boyunca biriktirdiğimiz deneyim de var.
Tabii dekor, kostüm, müzik, ışık tüm teknik ve mekanik yapılar da bu anlatımın ayrılmaz parçaları. Bu vesileyle, Afife’nin ilk sahnelenişinden bu yana kostümleriyle eserin dünyasına hayat veren, aramızdan ayrılan sevgili Bahar Korçan’ı da sevgi ve özlemle anmak istiyorum.
Onun tasarımlarıyla sahnede olmak bizler için çok kıymetli. Sahne üzerinde görmediğimiz pek çok kişinin emeği var. Hepsi birbirini tamamlayarak eseri bir bütün hâline getiriyor ve bu emek de seyircimizle buluştuğunda anlam kazanıyor.
Daha önce, 2013’te sahnelenen Afife olmalı, o eserde de sahne almıştınız. Yeni sahnelenen Afife ile diğer eser arasında ne tür farklılıklar var? Evet, 2013 yılında Süreyya Operası’nda sahnelemiştik. Teknik açıdan en büyük fark; eserin şimdi AKM’nin büyük sahnesine uyarlanmış olması.
Librettosu ve koreografisi Beyhan Murphy’ye ait olan bu eserde, Afife’nin hayatı dört ayrı dönem üzerinden anlatılıyor ve her dönemi farklı bir sanatçı arkadaşım yorumluyor. Ben daha önce gümüş dönemini yorumlamıştım. Şimdi ise Afife’nin hastanede geçen son dönemini canlandırıyorum.
Üç gölgenin, yani bakıcılarının eşliğinde geçmişini hatırlarken hayallerini ve hastanedeki yalnızlığını yaşıyorum. Sahnede çok duygusal, çok dramatik anlar yaşıyorum. Afife’yle daha önce tanışmış olmanın getirdiği bir yakınlık var ve bu benim için büyük bir avantaj oldu.
Bu kez onun iç dünyasına daha yakından dokunabiliyorum. Tabii bu arada 13 yıl içinde değişen bir ben ve bedenim de var. Bu birikimlerim onun hayatının tüm dönemlerini daha derinden anlamamı ve hissetmemi sağladı. Bu da onunla kurduğum bağı oldukça derinleştirdi diyebilirim.
Deniz K. Tunçeli-Berin Günay-Gizem Atik Tuncay-Berfu ElmasSahnede sadece bir bale eserini değil sözsüz bir oyunu izliyoruz. Dolayısıyla balerinler, baletler sahneledikleri esere kimlik kazandırıyorlar, ruh veriyorlar. Sizi Afife olarak izlerken de o ruhu hissediyoruz.
Esere hazırlanırken koreografinin yanı sıra bu duygu üzerine nasıl çalıştınız? Eserin hikâyesini bilmek, anlamak ve içselleştirmek gerekiyor. Bu süreç tabii ki koreografın yönlendirmesiyle de şekilleniyor. Canlandırdığımız karakterin ne yaşadığını ne hissettiğini anlamaya çalışıyor, tüm bu duyguları dansın tekniğiyle birleştiriyoruz.
Böylece her hareket, her bakış ve her duruş daha doğal bir şekilde anlam kazanıyor. Müzik ve beraber dans ettiğimiz arkadaşlarımızla kurduğumuz bağ da bu hikâyeyi tamamlıyor.“DİSİPLİNİN İÇİNDE ÖZGÜRLÜĞÜ BULMAYI ÖĞRENSİNLER”Bir dansçının bir eseri iyi sahneleyebilmesi için ne gerekir?
Öncelikle sağlam bir teknik altyapı ve düzenli çalışma gerekiyor. En önemlisi de sabretmek. Bunun yanında müzikalite ve eserin dünyasını anlamak ve birlikte dans ettiğiniz kişilerle bağ kurabilmek çok önemli. Bence sahnede seyirciye ulaşan şey, bütün bu emeğin içindeki samimiyet ve doğallık.
Her seferinde yeniden keşfetmeye ve öğrenmeye de açık olmak gerekiyor. Günde kaç saat çalışıyorsunuz? Bale yapmak isteyen gençlere neler önerirsiniz? Günlük çalışma sürem prova ve temsil programına göre değişiyor. Düzenli bale dersinin yanı sıra provalar ve sahne hazırlıkları da günün önemli bir bölümünü kaplıyor.
Bale yapmak isteyen gençlere, bu işi severek ve sabırla yapmalarını öneririm çünkü hiçbir zaman oldum diyemiyorsun o yüzden kendilerini başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi yollarına odaklanmalı ve en büyük rakibimizin kendimiz olduğunu unutmalılar. Farklı sanat dallarından beslensinler, meraklarını korusunlar.
Disiplinin içinde özgürlüğü bulmayı öğrensinler. Çünkü bütün o çalışma ve tekrarlar sahnede kendilerini özgürce ifade edebilmelerine alan açıyor. Bütün bu emek sonunda sahnede özgürleşebilmek için. Daha önce Moda Sahnesinde ‘Balerin’ isimli bir eserde yer almıştınız.
Bu projenin devamı gelecek mi? Evet, yeniden sahnelemeyi çok istiyoruz. Henüz kesinleşmese de niyetimizi ortaya koyduk. Yaklaşık on yıl sonra, değişen hayat, beden ve biriken deneyimlerimizle Balerin’le yeniden buluşmak benim için ve yönetmenim Bedirhan Dehmen için çok anlamlı ve heyecan verici olacak.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 01 Kasım 2026 04:10 · Kaynak: gazetepencere.com