Habermetrik
← Ana Sayfa
20 Ağustos 2026 17:01 · Güncelleme 15 Eylül 23:42
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Selami Er yazdı I ‘Terörsüz Türkiye’ Kanunu

Selami Er yazdı I ‘Terörsüz Türkiye’ Kanunu
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Çanakkale/Merkez: Madem hukuk ve barış için yeni bir sayfa açılıyor, neden bu yeni sayfa AİHM kararlarının gerektirdiği hukukî düzeltmeleri de kapsamıyor?

“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 11 Ağustos 2026’da TBMM Genel Kurulunda 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla yasalaştı.

Böylece Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan ve iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak isimlendirdiği sürecin, karşılıklı mesaj ve selam ileten diyalogların ve soyut açıklamaların dışında ilk somut ürünü ortaya çıkmış oldu.

Kanun Tasarısı da Komisyonda yine yüksek bir oyla kabul edilmişti. Düzenleme, yalnızca iktidar blokunun değil, geniş bir Meclis çoğunluğunun desteğini almış görünüyor.

Düzenleme doğrudan PKK mensuplarına af veya infaz indirimi getirmiyor. Kanun, PKK/KCK’nın ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesini, ardından bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesini ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasını şart koşuyor. Ancak bu aşamadan sonra kanunda öngörülen sonuçlar doğuyor.

Düzenlemenin kapsamına sadece yukarıdaki şartları taşıyan örgüt (PKK/KCK) mensupları tarafından işlenen; örgüt kurma veya yönetme, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım etme, propaganda, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ve örgüt lehine terörizmin finansmanı kapsamındaki suçlar giriyor. Fakat kasten öldürme ile bazı ağır suçlar ve özellikle 1 Haziran 2005’ten önce işlenmiş olup müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlar kapsam dışında tutuluyor.

Kanunun uygulaması, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma Bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan bir Kurula, yani Saraya bırakılmış. TBMM bünyesinde ayrıca bir İzleme Komisyonu kurulacağı öngörülüyor. Yani Meclis, sürecin işleyişinde bypass edilmiş durumda.

Kanuna göre silahların teslimi ve sürecin tamamlanmasından sonra, kapsam içindeki kişiler altı ay içinde başvurarak düzenlemeden yararlanabilecek. Soruşturma ve kovuşturmalar bakımından, suçun ceza üst sınırına göre beş veya on yıllık erteleme getiriliyor.

Erteleme süresinde yeni bir terör suçu işlenmezse kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilebilecek.

Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde ise toplam cezası 15 yıl veya daha az olanların infazı beş yıl, 15 yıldan fazla olanların ve müebbet/ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infazı on yıl ertelenebilecek. Süre yeni bir terör suçu işlenmeden geçirilirse ceza infaz edilmiş sayılacak.

Dolayısıyla Kanun’u doğrudan nitelemek zor görünüyor.

AKP iktidarında hukuku karmakarışık hale getiren bu tür düzenlemelere artık alışmış durumdayız. Yine de bir niteleme yapılacak ise düzenleme, sürecin işleyişine bağlı, kendine özgü ve geçici bir soruşturma, kovuşturma ve infaz erteleme; bu sürenin sonunda ise sonuçları itibarıyla şartlı af rejimi olarak tanımlanabilir.

2005’ten önce işlenen suçlar kapsam dışında tutulduğundan düzenlemeden Öcalan yararlanamıyor.

Demirtaş bakımından durum daha karmaşık. Demirtaş hakkında Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardım, suç işlemeye tahrik, terör örgütü propagandası ve çeşitli başka suçlardan toplam 42 yıl hapis cezası vermişti.

Bu işlendiği iddia edilen suçların 2005 sonrasına ait olmakla beraber tamamı belirli bir örgüt ve onun faaliyetleriyle bağlantılı suçlar değildir. Örneğin devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardım ve suç işlemeye tahrik gibi başka suçlar da bulunmaktadır.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Demirtaş’ın mevcut düzenlemeden yararlanamayacağı yönündeki açıklamasının yanında, yararlanacağını ifade eden, bu sorunların başka düzenlemelerle çözüleceğini aktaranlar da oldu.

Anayasaya uygunluk yönünden sorun, aynı suç tipinden mahkûm edildiği kabul edilen insanlar arasında, yalnızca suçun hangi örgütle bağlantılı kabul edildiğine göre farklı hukukî sonuçlar yaratılması ve dolayısıyla Anayasa’nın eşitlik ve hukukî güvenlik ilkesine aykırılık oluşturmasıdır.

Tabii ki yasama organı, belli bir örgütün silah bırakmasını teşvik etmek amacıyla özel düzenleme yapılmasına karar verebilir. Ancak bunu, aynı fiili işleyen/işlediği iddia edilen kişiler yönünden bir eşitsizlik oluşturmayacak şekilde yapması gerekir.

Elbette iktidar çevreleri bunu “PKK silah bırakıyor, diğerleri bırakmıyor” şeklinde savunacaklardır. Ancak silahı olmayan, aslında terör örgütü de olmadığı hâlde bu şekilde suçlanan muhalif grupların nasıl kanun kapsamına gireceklerinin bir cevabı da bulunmuyor. Bu hâliyle tarihî bir ironi gibi.

1990’lı ve 2000’li yıllardaki Anayasa Mahkemesi, infaz düzenlemelerinde suçlar arasında yapılan ayrımları daha sıkı bir eşitlik denetimine tabi tutabiliyordu. Özellikle 4616 sayılı Kanun bakımından AYM, farklı suç kategorilerine farklı infaz sonuçları bağlanmasının makul ve objektif bir temele dayanması gerektiğini vurgulayan bir yaklaşım geliştirmişti.

Buradaki temel mesele, yasama organının takdir yetkisinin bulunup bulunmadığı değil, bu yetkinin eşitlik ve hukuk devleti sınırları içinde kullanılıp kullanılmadığıydı. Ancak 2020’deki 7242 sayılı Kanun incelemesinde AYM bu eski içtihadından dönmüş ve terör suçları da dâhil olmak üzere bazı suçları kapsam dışında bırakan düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermişti.

Ancak yeni düzenleme, suçlar arasında ayrım ve infazlardaki adaletsizliğin de ötesinde, aynı suç tipinden mahkûm edilenler arasında örgütün kimliği üzerinden farklılaştırma yaparak açıkça eşitlik ilkesini hiçe sayıyor. İkinci olarak, sürecin işleyişi Sarayın kontrolündeki bir Kurula bırakılmakta ve bu Kurula çok geniş bir inisiyatif ve takdir yetkisi verilmekle birlikte, bunu denetleyecek ve keyfî uygulamaları giderecek bir mekanizma da öngörülmüyor.

Tersine ve daha da vahimi, bu süreçte görev alan kamu görevlileri hukukî, idarî ve cezaî sorumluluktan da muaf tutuluyor. Meclis bypass edildiği gibi, süreçte aktif olması gereken mahkemeler sadece birer notere dönüştürülmüş durumda. Tam Erdoğan Türkiyesi’ne yakışır bir düzenleme.

Tabii bu tartışma, kanunun Anayasa Mahkemesi önüne gelmesi hâlinde anlam kazanacaktır. Kanun 467 oyla kabul edildiği ve Sarayda hazırlandığı için soyut norm denetimi yolunun kullanılmayacağı anlaşılıyor. Ancak yine de somut norm denetimi kapsamında AYM önüne getirilebilir.

Bunun için ileride bir mahkemede görülmekte olan davada uygulanacak hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatiyle mahkeme tarafından itiraz yoluyla AYM’nin önüne gelmesi gerekir.

Ancak mevcut AYM, 2020’deki infaz içtihadı ve son 10 yıllık performansı ile her gün biraz daha Sarayın güdümüne girdiğini teyit ettiğinden, düzenlemeyi başkalarının da yararlanacağı şekilde kısmen iptal etmesini beklemek naif bir düşünce olacaktır.

Türkiye’nin terör suçları bakımından asıl hukuk problemi, infazdan önce başlıyor. Nitekim AİHM’in Demirtaş kararında, siyasi tartışmanın ve çoğulculuğun bastırılması amacıyla tutuklama tedbirinin kullanılmasına ilişkin ciddi ihlal tespitleri yapıldı.

Kavala kararında Mahkeme, tutukluluğun Sözleşme’nin öngördüğü amaçlardan saptırılarak siyasi çoğulculuğu ve insan hakları savunucularının faaliyetlerini bastırma amacı taşıdığı sonucuna vardı. Yalçınkaya ve Yasak kararlarında ise bir haberleşme programının kullanımının veya yasal faaliyetlerin kategorik ve kitlesel olarak örgüt üyeliğinin bütün unsurlarını otomatik olarak oluşturması veya delil olarak kabul edilmesi insan haklarına aykırı bulundu.

Sonuç olarak asıl problem, terör örgütü üyeliği suçunun (TCK 314) yıllar içinde giderek öngörülemez biçimde genişletilmesidir. Bu suçun Türkiye’deki uygulaması o kadar genişletilmiş ve bu kadar keyfî kullanılmaktadır ki siyasi muhalefeti içine alacak kadar elastik hâle gelmiştir.

Diğer taraftan, terör faaliyetlerini sonlandırmak ve barışı getirmek için af gibi düzenlemelerin yapılması olumlu olmakla birlikte, gerçekten silahlı terör faaliyeti yürütmüş olanları bir çözüm sürecinin parçası olarak af kapsamına alırken, yalnızca muhalif oldukları, iktidarın hoşuna gitmeyen siyasi veya sosyal faaliyetlerde bulundukları için terör örgütü üyeliği suçlamasıyla mahkûm edilen insanları kapsam dışında bırakmak, sosyal barış ve adalet açısından çok daha ağır bir soru yaratacaktır.

Madem hukuk ve barış için yeni bir sayfa açılıyor, neden bu yeni sayfa AİHM kararlarının gerektirdiği hukukî düzeltmeleri de kapsamıyor?

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: kronos41.news
Haber metni ve görseller kronos41.news sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava
Yayın: 20 Ağustos 2026 17:01 · Kaynak: kronos41.news
Kaynağı Oku ↗