Kanseri Atlatanlarda İkinci Kanser Riski: Obezite mi, Genetik mi Daha Etkili?
- JAMA Network Open’da yayımlanan 14.309 kişilik araştırma, kanser sonrası ikinci bir kanser riskinin obeziteyle genetik yatkınlıktan daha güçlü ilişkili olduğunu gösterdi
Kanser tedavisinin tamamlanmasının ardından hastaların karşılaşabileceği uzun dönem sağlık riskleri, bilim dünyasının önemli araştırma alanlarından biri olmaya devam ediyor. ABD'de 14.309 kanser hastasının verilerini inceleyen yeni bir araştırma, ikinci bir kanser gelişme riskiyle obezite arasındaki ilişkinin, yüksek vücut ağırlığına yönelik genetik yatkınlıktan daha güçlü olabileceğini ortaya koydu.
JAMA Network Open dergisinde 4 Kasım 2026 tarihinde yayımlanan araştırma, kanser sonrası sağlıklı yaşamın yalnızca ilk hastalığın tekrarlamasını önlemek açısından değil, bağımsız olarak gelişebilecek yeni kanserlerin riskini değerlendirmek bakımından da önemli olduğunu gösterdi.
Araştırmanın dikkat çeken sonucu, obeziteyle ilişkili ikinci kanser riskinin genetik yatkınlık düzeyi ne olursa olsun yüksek bulunmasıydı.
Ancak araştırmacılar, çalışmanın gözlemsel niteliği nedeniyle kilo vermenin ikinci kanser riskini ne ölçüde azaltacağını doğrudan kanıtlamadığını vurguladı.
Kanserden sonra ikinci bir kanser gelişebilir mi?
Bir kişinin yaşamı boyunca birden fazla bağımsız kanser geliştirmesi mümkün.
Tıpta ikinci birincil kanser olarak adlandırılan durum, ilk kanserin yeniden ortaya çıkmasından veya başka bir organa yayılmasından farklıdır.
Örneğin daha önce prostat kanseri tedavisi görmüş bir kişide yıllar sonra bağımsız olarak kolon kanseri gelişmesi, ikinci birincil kanser olarak değerlendirilebilir.
Buna karşılık prostat kanserinin kemiklere yayılması, yeni bir birincil kanser değil, ilk hastalığın metastazıdır.
İkinci kanser gelişiminde yaş, kalıtsal yatkınlık, yaşam tarzı, çevresel etkenler ve daha önce uygulanan bazı kanser tedavileri rol oynayabilir.
Yeni araştırma ise özellikle vücut ağırlığı ile genetik yatkınlığın bu riskle ilişkisini karşılaştırdı.
14.309 kişi yaklaşık 9 yıl izlendi
Araştırma, Amerikan Kanser Derneğinin Cancer Prevention Study II Nutrition Cohort adlı geniş kapsamlı uzun dönem çalışmasının verileri kullanılarak gerçekleştirildi.
İlk kanser tanılarını 1992 ile 2015 yılları arasında alan 14.309 kişinin sağlık bilgileri, vücut kitle indeksleri ve genetik verileri incelendi.
Katılımcıların ilk kanser tanısı aldıklarındaki ortanca yaşı 72,9 olarak hesaplandı.
Araştırmaya katılanların yüzde 58,6'sı erkek, yüzde 41,4'ü kadındı.
İlk kanser tanıları arasında en sık prostat, meme, melanom, kolorektal ve akciğer kanserleri bulunuyordu.
Katılımcılar ortanca 9,1 yıl takip edildi.
Bu süre boyunca 722 kişide, yani katılımcıların yaklaşık yüzde 5'inde, obeziteyle ilişkili kanser türlerinden bağımsız bir ikinci birincil kanser gelişti.
Bu oran, bütün ikinci kanserleri değil, araştırmada obeziteyle ilişkili olarak tanımlanan kanserleri kapsıyor.
Obeziteyle ilişkili kanserler hangileri?
Araştırmacılar, Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansının fazla vücut yağıyla ilişkili olduğunu belirlediği kanser türlerini esas aldı.
Bu kapsamda kolon ve rektum kanserleri, menopoz sonrası meme kanseri, rahim gövdesi kanseri, yumurtalık kanseri, pankreas kanseri, karaciğer kanseri ve böbrek hücreli kanseri gibi hastalıklar değerlendirildi.
Ayrıca yemek borusunun belirli bir kanser türü, mide giriş bölgesi kanseri, safra kesesi kanseri, tiroit kanseri, menenjiyom ve multipl miyelom da araştırmanın kapsamındaydı.
Araştırma, bu kanserlerin tamamının obeziteden kaynaklandığını göstermiyor. Fazla vücut ağırlığının söz konusu hastalıklarla ilişkili risk faktörlerinden biri olduğu biliniyor.
Genetik yatkınlık mı, obezite mi daha etkili?
Araştırmanın temel sorusu, yüksek vücut ağırlığına genetik yatkınlığın mı yoksa mevcut obezitenin mi ikinci kanser riskiyle daha güçlü ilişkili olduğuydu.
Bu amaçla katılımcıların genetik verilerinden, yüksek vücut kitle indeksine yatkınlığı temsil eden poligenik risk puanı hesaplandı.
Bu puan doğrudan kansere yönelik kalıtsal risk testi değil, kişinin yüksek vücut ağırlığına genetik yatkınlığını değerlendiren bir ölçümdü.
Genetik yatkınlığı en yüksek gruptakilerde obeziteyle ilişkili ikinci kanserin gelişme hızı, genetik yatkınlığı en düşük gruba göre yaklaşık yüzde 26 daha yüksek bulundu.
Buna karşılık vücut kitle indeksi 30 ve üzerinde olan kişilerde, genetik yatkınlık düşük veya orta düzeyde olsa bile risk artışı görüldü.
En dikkat çekici bulgu, genetik yatkınlıkla obezitenin birlikte değerlendirildiği karşılaştırmadan geldi.
İkinci kanser riskinde yüzde 82'ye varan göreli farklılık
Bu grupla karşılaştırıldığında:
Genetik yatkınlığı düşük veya orta düzeyde olup obezitesi bulunan kişilerde ikinci kanserin gelişme hızı yüzde 59 daha yüksek bulundu.
Genetik yatkınlığı yüksek olup aynı zamanda obezitesi bulunan kişilerde ise bu fark yüzde 82'ye ulaştı.
Ancak burada kullanılan yüzde 59 ve yüzde 82 değerleri, istatistiksel olarak hesaplanan göreli tehlike oranlarındaki farklılıkları gösteriyor.
Bu rakamlar, obezitesi bulunan bir kişinin ikinci kansere yakalanma olasılığının yüzde 82 olduğu anlamına gelmiyor.
Araştırmada genetik yatkınlık ile obezite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir etkileşim de saptanmadı.
Başka bir ifadeyle obezitenin riskle ilişkisi, genetik yatkınlığı yüksek kişilerle sınırlı değildi.
10 yıllık mutlak risk ne kadar?
Araştırmacılar yalnızca göreli riskleri değil, belirli gruplarda 10 yıl içinde ikinci kanser gelişme olasılığını da hesapladı.
Genetik yatkınlığı yüksek ve vücut kitle indeksi 25 veya üzerinde olan kişilerde ise bu oran yüzde 5,1'e ulaştı.
Bu iki grup arasında 1,7 yüzde puanlık mutlak fark bulunuyor.
Dolayısıyla göreli riskte dikkat çekici farklılıklar görülse de mutlak riskin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Araştırmanın en önemli mesajlarından biri, genetik yatkınlığın tek başına kişinin gelecekte ikinci bir kanser geliştireceğini belirlememesi.
Kanser sonrası kilo vermek ikinci kanseri önler mi?
Araştırma, obezitenin ikinci kanser riskiyle ilişkili olduğunu gösterse de kilo verme müdahalesinin bu riski doğrudan azalttığını kanıtlamadı.
Bunun için kilo verme programları uygulanan hastalarla karşılaştırma gruplarının uzun dönem sonuçlarını değerlendiren müdahale çalışmalarına ihtiyaç bulunuyor.
Bununla birlikte Amerikan Kanser Derneğinin kanserden sağ kalanlara yönelik beslenme ve fiziksel aktivite önerileri, uygun hastalarda sağlıklı vücut ağırlığının korunmasını destekliyor.
Kanser tedavisi sonrasında düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme ve kas kütlesinin korunması genel sağlık açısından önem taşıyor.
Özellikle sebze, meyve, tam tahıl ve baklagillerin yer aldığı dengeli beslenme düzeni ile aşırı işlenmiş gıdaların ve şekerli içeceklerin sınırlandırılması öneriliyor.
Ancak aktif kanser tedavisi gören, istemsiz kilo kaybı yaşayan veya beslenme yetersizliği bulunan hastalarda öncelik farklı olabilir.
Bu nedenle bütün kanser hastalarına standart bir zayıflama programı önerilmesi doğru değil.
Araştırmanın önemli sınırlılıkları var
Araştırma geniş bir katılımcı grubuna dayanmasına karşın bazı sınırlılıklar taşıyor.
Öncelikle çalışma gözlemsel olduğu için obezitenin ikinci kansere doğrudan neden olduğunu veya kilo kaybının ikinci kanseri kesin biçimde önleyeceğini göstermiyor.
Katılımcıların tamamının Avrupa kökenli olması, sonuçların farklı genetik ve toplumsal gruplara doğrudan genellenmesini sınırlandırıyor.
Vücut ağırlığı ve boy bilgileri katılımcıların kendi bildirimlerinden elde edildi.
Ayrıca vücut kitle indeksi, yağ dokusuyla kas kütlesini birbirinden ayıramadığı için kişilerin metabolik durumunu tek başına eksiksiz değerlendiremiyor.
Araştırmada genetik yatkınlık ölçümü de yüksek vücut ağırlığına ilişkin kalıtsal özelliklerin tamamını kapsamıyordu.
Bu nedenle sonuçların farklı toplumlarda ve daha ayrıntılı vücut kompozisyonu ölçümleriyle desteklenmesi gerekiyor.
Kanser tedavisinden sonra nelere dikkat edilmeli?
Araştırmanın bulguları, kanser sonrası izlemin yalnızca ilk hastalığın tekrarlayıp tekrarlamadığını kontrol etmekten ibaret olmaması gerektiğini hatırlatıyor.
Hastanın yaşı, geçirdiği kanserin türü, uygulanan tedaviler, aile öyküsü, mevcut sağlık sorunları ve yaşam tarzı birlikte değerlendirilmeli.
Sağlıklı vücut ağırlığının korunması, yeterli beslenme, kas gücünün sürdürülmesi, güvenli fiziksel aktivite ve önerilen kanser taramalarının aksatılmaması uzun dönem bakımın önemli parçaları arasında bulunuyor.
Yeni araştırma, genetik yatkınlığın değiştirilemez olmasına karşılık vücut ağırlığının uygun tıbbi destekle yönetilebilen bir faktör olduğuna dikkat çekiyor.
Ancak kanser sonrası bakımda kilo yönetimi, hastanın beslenme durumu ve tedavi geçmişi dikkate alınarak kişiselleştirilmeli.
TIBBİ UYARI
Kanser tedavisi gören veya tedavisini tamamlayan kişiler, bu araştırmaya dayanarak kendi kendilerine kilo verme ilacı, yoğun diyet veya egzersiz programı başlatmamalıdır. Özellikle istemsiz kilo kaybı, kas erimesi, iştahsızlık veya beslenme yetersizliği bulunan hastalarda zayıflamaya çalışmak zararlı olabilir.
Kilo yönetimi ve ikinci kanser taramaları, takip eden onkoloji ekibiyle birlikte planlanmalıdır.
KAYNAKLAR
1. Pfluger BA ve arkadaşları. Body Mass Index, Genetic Predisposition, and Obesity-Related Second Cancer Risk in Cancer Survivors. JAMA Network Open, 4 Kasım 2026; 9(11):e2642135.
2. Rock CL ve arkadaşları. American Cancer Society Nutrition and Physical Activity Guideline for Cancer Survivors. CA: A Cancer Journal for Clinicians, 2022; 72:230-262.
3. National Cancer Institute. NCI Dictionary of Cancer Terms: Second Primary Cancer. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Sağlık · Bölge: Çanakkale/Bayramiç
Yayın: 05 Kasım 2026 04:02 · Kaynak: tibbiyebulteni.com