Can Azerbaycan(!)
- “Tek millet, iki devlet” paradigması çöktü mü yoksa ekseriyetle olduğu gibi politik milliyetçi jargonun aldatıcılığı ortaya mı çıktı
- Bu söylem Türkiye Türklerinin samimiyetini yansıtıyordu ve toplumsal anlamda da içselleştirilmiş bir şeydi
“Tek millet, iki devlet” paradigması çöktü mü yoksa ekseriyetle olduğu gibi politik milliyetçi jargonun aldatıcılığı ortaya mı çıktı? Bu söylem Türkiye Türklerinin samimiyetini yansıtıyordu ve toplumsal anlamda da içselleştirilmiş bir şeydi.
Ancak; Azerbaycan dahil diğer Türkî devletlerde aynı karşılığı görmediğinin bilinmesi gerekiyor. Bir süredir Azerbaycan ile Türkiye ilişkilerinde Azerbaycan kaynaklı sorunlar var. Devletler arası ilişkilerin en azından görünen yüzünde altta kalmaktan pek hazzetmeyen ve aksine el yükselten Tayyip Erdoğan bu defa alttan alıyor, itidalli bir politika izliyor.
Yakın süreçte ilk sorun Karabağ meselesinde ortaya çıkmıştı. Erdoğan, 2024 yılındaki bir konuşmasında “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız…” derken İsrail’i hedef alıyordu.
Bunun üstüne gerek Azerbaycan devlet gazetesi gerek Aliyev muhtelif zamanlarda “Tüm silahları son mermisine kadar paramızla aldık...” mealinde açıklamalar yaptılar. Oysa ABD basınına da yansıdığı üzere, Türk ordusu generallerinin 2020 Karabağ Savaşı esnasında planlama ve danışmanlık desteği verdikleri biliniyor.
Hatta bazı bağımsız kaynaklar Suriyeli savaşçıların Türkiye’nin yönlendirmesi ile bölgede savaştıklarını iddia etseler de bu iddialar devletler tarafından doğrulanmadı. Hülasa Erdoğan’ın ifade ettiği gibi savaşa aktif katılım olmasa da Aliyev’in Türkiye’nin askeri desteğini silah satışına indirgeyen açıklamaları da gerçeği tam manasıyla yansıtmıyordu.
Son dönemde ise Azerbaycan’da uygulamaya konan kıyafet yönetmeliği diplomatik krize sebep oldu. Başörtülü öğrencilerin okullara girişi yasaklandı. Hatta Türkiye’den Fatih Erbakan, Yusuf Kaplan gibi İslami kesimin önemli isimlerinin de radikalizmi körükledikleri gerekçesiyle ülkeye girişleri yasaklandı.
Başörtüsü mücadelesini kendi ontolojisinin merkezine yerleştiren AKP’nin veya yandaşlarının bu konuya tepkisiz kalmaları beklenemezdi. Ancak Erdoğan’ın itidalli tutumu burada da şaşırtıcı şekilde ortaya çıktı ve kararı eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı görevden alındı.
Yani Erdoğan, davasının ana unsurlarından birisine küresel ölçekte sahip çıkan bir memurunu devletler arası ilişkinin selametine kurban etti. Aliyev yine tatmin olmamış olacak ki, Erdoğan’ın bizzat davet ettiği Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmadı.
BM Genel Sekreterliği seçimlerinde de Türkiye’nin adayı Feridun Sinirlioğlu ile BAE’nin adayı Lana Zaki Nusseibeh’in adaylıklarına aynı düzeyde memnuniyet belirterek Türkiye’ye olan mesafeli tutumunu korudu. Esasen Azerbaycan’ın İsrail politikaları bile Türkiye ile arasının açılması için bir sebepti.
Ancak Türkiye sapla samanı karıştırmadı, diplomatik akla uygun hareket etmeyi sürdürdü. Birileri Azerbaycan petrolünün İsrail’e Türkiye üstünden gittiğini anlatadursun, devletler arası hukuk ve ilişkiler basit hesaplarla anlaşılabilecek ve açıklanabilecek şeyler değil.
Her şeye rağmen İsrail’deki Erdoğan nefreti de asla tiyatro değil, biraz dış basın takip eden herkes bu gerçeğin farkında. Gelelim işin Türk devletleri ile ilişkiler boyutuna... Bizim gibi bir asrı aşkın süredir Turan edebiyatına maruz kalan bir toplumda anlaşılması kolay olmasa da Türkî devletlerde veya halklarının ezici çoğunluğunda böyle bir motivasyon yoktur.
Türk kimliği bilincini içselleştirmiş halkların desteği olmaksızın Orta Asya bozkırlarına uzanmak Enver Paşa’nın sorumsuz cesaretine özgü olabilir, bugün içinse fazla romantiktir. Tabii bunun için beher miktarda da olsa politik bilince de ihtiyaç vardır; ki vakti zamanında Türkî Cumhuriyetlerde Sovyet Rusya eliyle bu bilinç planlı bir strateji ile iğdiş edilmiştir.
En azından köken itibariyle bir dil ve kültür birlikteliği olduğu inkâr edilemez. Zaten bununla ilgili ortak çalışmalar da yürütülmektedir. Türk Devletleri Teşkilatı gibi örgütlerin, kültürel erekleri yanında perde arkasındaki ana motivasyonunun devletler arası ticari ilişkileri geliştirmek olduğu, bu bağların siyasi birlikteliklere tahvil olmasının ise hayal olduğu ortadadır.
Sıkça dile getirileni yine vurgulayalım, Türkiye’nin aşil topuğu olarak nitelenebilecek Kıbrıs meselesinde dahi Türkî Cumhuriyetler, AB tarafında durmuş ve GKRY’ni tanımışlardır. Elbette bu da sebepsiz değildir, AB’nin bölgeye akıtacağı kaynaklara karşılık bu taviz koparılmıştır.
Her devletin kendi çıkarları, egemenlik kaygıları ve gelecek tasavvurları vardır. Etnik birlik, kardeşlik hukuku, özellikle de din gibi ortaklıkların dış politika zemininde bağlayıcı olması zordur. Hamiş; Ziya Gökalp’in “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan...” dizeleri hoş bir sedadan ve milliyetçi nostaljiden başka bir şey ifade etmez günümüz dünyasında...
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 04 Kasım 2026 04:05 · Kaynak: gazetepencere.com